Farkında mısınız?
Türkiye'de her gün onlarca kişi sebebi bilinmeyen nedenlerden dolayı cezaevlerine atılıyor. Bunların içinde akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, avukatlar, seçilmiş belediye başkanları, siyasetçiler ve aydın insanlar da var.
*
1980 darbesini hatırlayanlar bilir.
Sistematik tutuklamalar ve işkenceler.
O zamanın adı askeri darbe dönemi idi ve tarihe böyle yazıldı.
Şimdi yapılanların ise tek adı olabilir oda sivil iktidar darbesidir.
Rakamlara bakılırsa 12 Eylül darbesinde bile bu kadar tutuklu ve gözaltı hadiseleri yaşanmadığı görülür!
*
KCK adı altında sap ve saman birbirine karıştırılmış durumdadır.
Muhalif ve aykırı düşündüğü tespit edilen(!) kimseler içeriği belirsiz iddianameler doğrultusunda tutuklanmaktadır.
Mevcut (sözde sivil)iktidarın hadiselere dair sessizliği ise eleştirilmekte ama hükümet yetkilileri hep aynı sığlıkta cevap vermektedirler:
“Olay yargıya intikal etmiştir. Yapacağımız her yorum müdahale olarak anlaşılır.”
*
İtinayla(!) yürütülen eşzamanlı KCK operasyonlarının dünkü hedefinde basın vardı.
Dün sabah saatlerinde polis tarafından DİHA'nın (Dicle haber ajansı) 8 ildeki bürosu, Özgür Gündem gazetesi, Etik Ajans'ın büroları basıldı. 40 gazeteci meslektaşımız gözaltına alındı. Baskınlar sırasında polisin bütün haber materyallerine el koyduğu yetmiyormuş gibi mesletaşlarımıza ait fotoğraf makinesi ve kameralarını da kırdığını öğrendik.
Başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır'da gazetecilere yönelik düzenlenen operasyonlara dair saatlerce merkez medyadan detaylı bir bilgi alamadık.
Meslektaşlarına yapılanları görmekten kaçınan merkez medya böylece bir kez daha kendi tarihine kara bir leke olarak yazılacak bir tutuma imza atmış bulunuyor ve mevcut iktidarın güdümünde olduğunu kanıtlıyor!
*
Hükümetin muhalif basına ve Kürt basınına yönelik baskıları giderek artıyor.
İçerde olan birçok meslektaşımız neyle suçlandıklarını dahi bilmiyorlar.
Tutuklanan gazetecilerden biri de BirGün Gazetesi muhabiri Zeynep (Kuray) arkadaşımız.
İstanbul’da bulunduğum zamanlarda yanından hiç ayırmadığı not defteri ve fotoğraf makinesi ile Taksim civarında muhakkak görürüm Zeyno’yu.
Nerede unutulmuş bir ses, nerede bir haksızlık varsa Zeyno oraya koşar, kıt kanaat imkânları ile haber yapmaya çalışır.
Tutuklanmadan bir gün önce tutuklu meslektaşı Mehmet Güneş ile ilgili yaptığı son haber, aslında niye tutuklandığına dair bize ciddi ipuçları veriyor :
‘‘Devrimci Karargâh örgütü üyesi iddiasıyla 12 Aralık’ta tutuklanan Türkiye Gerçeği dergisi yazarı Mehmet Güneş’in, Tekirdağ 2 Nolu Cezaevi’nde işkence ve baskılara maruz kaldığı ortaya çıktı. Yaşadıklarını avukatına anlatan Güneş, can güvenliğinin kalmadığını bildirdi.
Türkiye Gerçeği dergisi yazarı Mehmet Güneş, Cezaevi’nde tecrit içinde tecrit yaşıyor. Bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunduğu cezaevinde, hemen her gün gördüğü işkenceler karşısında can güvenliğinden endişe eden Mehmet Güneş, yaşadıklarını avukatı Ercan Kanar’a anlattı.’’
diye devam ediyor Kuray’ın son haberi…
Arkadaşlarımızın gözaltına alındıkları ve sözde suç işlediği iddia edilen yerler çalıştıkları işyerleri ya da evleri olduğu halde, herhangi bir örgütünün kampında ya da yasadışı eylem yaparken yakalanmış olmadıkları halde, bu şekilde lanse edileceklerinden ve iddiaların bu şekilde dillendirileceğinden hiç şüphem yok.
Daha önce tutuklanan arkadaşlarımızla ilgili hükümet yetkililerinin ne söylediğini hatırlayalım:
‘‘ Türkiye’de basın özgürlüğü var. Tutuklu bulunan gazeteciler başka eylemlerden dolayı içerdedir.’
*
Farkında olduğumuzda ödenmiş bedeller çok ağır olabilir.
Vakit çok geç olmadan,
Şimdi, tam da ‘artık yeter’ diye haykıracağımıza,
Acaba şimdi sıra kimde diye beklemeyelim!










