CHP’de büyük değişim yaşanıyor. Öyle ki; partinin ideolojisinden, programın özünden tutun kadrolarına kadar.
İnsan kendini sıkan şey karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak ister. Bu acelecilikle yerli yersiz bir söz ağızdan çıkıverir. Ya da zamansız bir eyleme kalkışılır. Ne var ki şartları olgunlaşmamış hiçbir değişim sırf niyet ediyoruz, istiyoruz diye gerçekleşmez.
Kaynatmak istediğimiz suyu ateşe koyduğumuz andan itibaren amacımıza giden yolda süreci başlatmış oluruz. Suyun kaynaması için 99 dereceye kadar ısınmasını beklemek zorundayız. Sonra değişim gerçekleşir. 100 derecede artık su sıvı değil, gaz durumundadır.
Aşkta, işte, savaşta, siyasette durum hep aynı değil midir? Uygun olmayan yer ve zamanda sarf edilen bir söz ne bedeller ödetir insana.
Kişisel konularda bu bedel, hata yapanı ve yakın çevresindekileri ilgilendirir. Ama konu toplumsalsa durum farklıdır. Zamansız bir söz, bir eylem ülkenin geleceğini bile etkileyebilir. O yüzden toplumsal rolü olan bir liderin, bir parti başkanının sorumluluğu büyüktür. Neyi ne zaman söyleyeceğini iyi bilmeli, söylediğini de yapabilmelidir. Ya yapamazsa, zamansız konuşmuşsa?
Ne demişler : “Erken öten horozun başını keserler”.
Horoz; erkek egemen toplumların ilham kaynağı olmuştur. Cinsiyet ayrımcılığını desteklemek için söylenmiş “horozlu” sözler olduğu gibi, mesela; “Her kümesin bir horozu vardır”, kaba kuvvet gösterilerinde de adı geçer horozun. Kavgaya başlamadan önce, “Ne horozlanıyorsun” diye çıkışır biri diğerine.
Kendini kabul ettirememiş bir siyasetçi, hele bir de makam sahibiyse siyasetin ikna ve yönetme sanatı olduğunu bilmeden sağa sola talimatlar yağdırır. Asarım, keserim ile başlayan sözlerle yönetmeye çalışır. Horozlanır da horozlanır. Bu yöntem işe yaramaz sonunda birileri çıkar, kongrelerde: “horozlandın da ne oldu ?” der.
Siyaset sahnesinden zamanla bir çok insan gelir geçer. Vazgeçenler dışındakiler mücadeleye devam eder. Vazgeçmenin çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan bir tanesi; Çok bilen! Her şeyi en iyi ben yaparım diyen kötü siyasetçiler işe yarayacak, yetenekli siyasetçileri uzaklaştırıp, dışarıda tutmaya çalışırlar. Kendi basiretsizlikleri ortaya çıkmasın diye. Hani bir ressam varmış, o kadar kötü horoz resmi yaparmış ki uşaklarına, atölyesine hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkıya tenbih edermiş.
Niyet iyi de olsa, eğer iyileştirme, düzeltme, yenileme adına kabul görmeyen eylemlere kalkışılırsa, bir an için dertlerden kurtulmak, genel bir iyileşmeye yol açmaz. Aksine süreyi daha da uzatır.
Not 1:CHP İl Başkanı göreve geldiğinden beri kurtulmak istediği İlçe Başkanlarından bir türlü kurtulamadı. Kurtulsaydı CHP tarihine geçecek bir eyleme imza atacaktı. Hatırladığım kadarıyla, geçmiş dönemlerin hiç birinde Kurultay takvimi açıklandıktan sonra il, ilçe yönetimleri görevden alınmamıştı. Çünkü takvim açıklandıktan sonra olağanüstü kongre yapmak yasalara göre mümkün değildir. O yüzden geçmiş dönemlerde tamamen görevden alanın elini güçlendirecek, etik olmayan bu yönteme başvurulmamıştı. Sayın Bayır İlçe Başkanlarını görevden alamamakla tarihe bu şekilde geçmekten kurtuldu.
Not 2:Bir önceki yazıma gelen yorumlardan birinde, “..ama sen hala acaba baykala yalakalık yaparsam beni bir dah il yöneticisi yaparmı diye yalakalık yapıyorsun” diye yazılmış (yazıyı aynen kopyalayıp yapıştırdım, yazım hataları yorumcuya aittir).
Öncelikle, bir beklenti varsa “yalakalık” iktidardakine yapılır. Tabii bir de, benim yöneticilik süreçlerimle ilgili bilgi sahibi olmadığı halde konuşmuş olmuş.
1993 yılında Konak İlçe Yönetimine atandığımda CHP %3,4’lük bir oya sahipti. Deneyimli siyasetçiler o zamanın SHP’sindeydi. CHP yönetimleri sıkça yenilenmek durumunda kalıyordu. Baykal’ın da benden haberi bire yoktu. 1998 yılında yapılan kongrede Deniz Baykal İl Başkan adaylarından Bülent Baratalı’yı desteklerken, ben Baratalının karşısındaki rakibi rahmetli sevgili Aydın Erten’in listesinden adaydım, kazanamadık. İkinci kez Konak İlçe Yönetimine 1999 yılında Deniz Baykal istifa edip yerine Altan Öymen geldikten sonra, CHP’den kaçıp DSP’ye dalkavukluk yapanların çokça olduğu bir dönemde atandım. Yani beni oraya da Baykal getirmemiştir. İl Yönetimine de 2000 yılında ve 2003 yılında yapılan kongrelerde seçilerek girdim. Ve daha önemlisi 2005 yılının Şubat ayında seçilmiş bir İl Yönetisi ve İl Eğitim Sekreteri iken Sayın Deniz Baykal tarafından topluca görevden alındık. Yani 18 yıllık CHP tarihim boyunca Baykal tarafından her hangi bir göreve getirilmediğim gibi, Baykal tarafından görevden alındım.
Haksızlığa uğramış ve önemi her geçen gün artarak hissedilen bir insanı savunmak yalakalık değil, “Sezar’ın hakkını Sezar’a vermektir”.










