Yukarı
12

Mehmet Atak

AKP nasıl oy alıyor?

27 Ekim, 2015

Seçimlere şunun şurasında bir hafta kaldı. Yapılan tüm anketlerde, AKP'nin oy oranı %38-44 aralığında gözüküyor. Siz de benim gibi bu duruma hayret edenlerden misiniz?

Yolsuzluklar, yalanlar, terör, şehit cenazeleri, sırıtan bakanlar, devletin tüm olanaklarını seçim için kullanan valiler, içmeye ayranı olmayan muhtarların tahtırevanlarda ağırlanması, işsizlik, hayat pahallığı, gençlerin umutsuzluğu, yaşlıların bezginliği, ayakkabı kutuları, para kasaları, oğullar, kızlar, damatlar, yandaşlar, önüne yatmalar, koymalar, soymalar, insanın zekasıyla alay eden atamalar, Başkanlık uğruna yeniden yapılan seçim, dün söylediklerinin bugün tam tersini savunmalar ve hayırlı bir eş bulma vaatlerine varan saçmalıklar…

Sanki, bunların hiçbiri halkımızı etkilemiyor. Sanki, hiç kimsenin umurunda değil. Beğenmediğimiz 80'li, hatta 70'li yıllarda bir parti için bunların onda biri söylense, sandıkta yerle bir olup gitmişti. Benim neslimin yolsuzluk değince aklına gelen Gümrük Bakanı Tuncay Mataracı veya İSKİ skandalları, bugün için telaffuz edilen rakamlara, resmi Sayıştay raporlarına bakınca Maliye Bakanı'nın dediği gibi çerez parası gibi kalıyor.

Peki, nasıl oluyor da AKP'nin oy oranı halâ, %40 civarında?

Bu işte bir yanlışlık olmalı, ama nerede? Saygıdeğer halkımız tümden mi duyarsızlaştı?

Uzun zamandır, bu soruların yanıtı arıyorum. Aslında halen, çok sağlıklı yanıtlara ulaşmış değilim. İleride sosyolojik araştırma yapanlar bu konuyu mutlaka işleyeceklerdir. Nasıl bir sonuç elde edeceklerini gerçekten merak ediyorum. Şimdi farklı zamanlarda farklı kişilerle bizzat şahit olduğum üç olayı anlatacağım. Belki de yukarıdaki soruların yanıtlarına ulaşmada ön bir basamak olurlar:

2014 yazıydı. Genellikle Almanya'da çalışan gurbetçilerimizin, yazın izine gelip oturduğu yazlık bir sitedeydik. Konu siyasete gelince, ben yukarıdaki konulardan bahsettim. Genellikle dinlemeyi seçen bir kişi bana;

"Hocam, ben genelde yurt dışında da olsam ülke sorunlarını ve gündemi takip eden biriyim. TV'lerdeki tartışma programlarını seyrederim, gazeteleri takip ederim ama bu söylediklerinizin bu şekilde olduğunu hiç duymamıştım. Bütün herkes yanlış da, bir tek siz mi doğrusunuz" dedi.

Başka bir zaman ise okulun kantininde çay içiyorum. Hizmetlilerin bulunduğu masaya oturmuştum. Gezi olaylarının üzerinden aylar geçmişti. Konu denk gelince;

"Camii imamının, 'Ben din adamıyım, yalan söylemem. Camiinin içinde içki içen kimseyi görmedim' dediğini ve karısının tedavisi için İstanbul'a tayin edilmiş bu imamın, yalan söylemediği için hükümetçe başka yere tayin edildiğini " söyledim. Hepsi hayretler içinde yüzüme baktı. Bakışlarından üstünden aylar geçmiş olmasına rağmen, hiç birinin bu olaydan haberi olmadığı anlaşılıyordu.

En son olay ise geçen hafta berberde oldu. Sürekli gittiğim berberde tıraş oluyorum. Dükkandaki  televizyonda TRT1 açık ve 80'li yılların işlendiği bir dizi gösteriliyor. Polis dizi kahramanlarından birinin evinde arama yapıyor ve yasak kitap buluyor ve kitaplara el koyuyor. Berberim muhabbete konu olsun diye;

"Şuna bak ya hocam, eskiden böyle baskılar vardı. Kitapların yasaklandığı dönemlerdi. Şükür artık böyle şeyler yok" deyince kendimi kaybetmişim. Anlattıkça anladım ki; arkadaşın ne basılmadan toplatılan kitaplardan, ne yazdığı yazıyı beğenmediği için işinden kovulan gazetecilerden, ne de 15-16 yaşında gençlerin sosyal medyada yazdıkları veya paylaştıklarından dolayı hapse atılıp sorgulandıklarından haberi vardı. Fazıl Say'ın, Hayyam şiirini paylaştığı için yargılandığını daha anlatamadan diğer berberin konuyu Fener-Galatasaray maçına getirmesiyle sustum.

Sabık Bakan Bülent Arınç'ın; "Eskiden yöneticisi olduğum TRT ve Anadolu Ajansı şimdilerde bana ambargo uyguluyor" dediğini duyunca nedense çok şaşırmadım.

Yukarıdaki olayları, Arınç'ı dinleyince tekrar düşündüm. Kitap okuma alışkanlığı hiç olmayan, gazetelerin sadece spor ve magazin sayfalarına bakan (okuyan demiyorum), kalemi eline sadece iddia kuponu doldurmak için alan, sayısalı bile makineye oynatan ve hep belgesel seyreden! halkımızın olan bitenden bihaber olduğuna kanaat getirdim.

Acı gerçekleri hissediyordum fakat biraz araştırınca bulduğum bilgiler beni dehşete düşürdü. İşte bazı bilgiler:

- Japonya’da toplumun % 14 ü, Amerika’da % 12 si, İngiltere’de ve Fransa’da %21'i düzenli  kitap okurken ülkemizde 10.000 kişiden sadece 1 (bir) kişi düzenli kitap okuyormuş.

- Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken, 75 milyon nüfuslu Türkiye’de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyormuş.

- İngiltere’de ortalama bir gazete olan günlük The Sun gazetesi, Türkiye’deki gazetelerin toplam tirajı kadar satıyormuş.

İçinizden onların geliri yüksek, para ayırabilirler diyenleriniz olabilir. Para tuzağı olan kahvehaneler ile ücretsiz kütüphaneleri karşılaştıralım o zaman:

- Türkiye’deki kahvehane ve kütüphane sayılarının kıyaslaması şöyle; Kütüphane sayısı: 1.412, Kahvehane sayısı: 570.000. Buna göre 49.000 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.

İlk emri 'OKU' olan, Peygamberi "Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır." diyen bir dinin mensupları olmakla övünen halkımızın durumu budur.

Tespitlerime bakınca, '%40 oy oranı aslında iyidir' diyesim geldi.

Yani, Allah beterinden korusun!



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

'Hukuki yollara başvuracağız'

Ahmet Kural tarafından darp edildiği iddiasıyla savcılığa başvuran Sıla'nın avukatı Rezan Epözdemir, Kural'ın avukatı aracılığıyla İÜ Adli Tıp Anabilim uzmanlarından aldığı raporla ilgili...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Bozdağ’da kış manzarası

İzmir'in Ödemiş ilçesinin yüksek kesimlerindeki mahallerinden Bozdağ'ın zirvesi beyaza bürünürken, ortaya doyumsuz bir manzara çıktı. İzmir şehir merkezine 110, Ödemiş ilçe merkezine 26 kilometre mesafedeki Bozdağ, kış mevsimiyle birlikte beyaz örtüyle kaplanmaya başladı. 1135 metre yüksekliğindeki Bozdağ’ın zirvesinde doyumsuz manzaralar ortaya çıktı.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR