Yukarı
2

Fecri Polat

Türkiye’de kadın olmak zordur

17 Şubat, 2015

Bir kız babası olarak yaşadığımız süreçte birkaç söz söylemek istedim.

Bu ülkede kadın olarak yaşamak zor. Anne olarak yaşamak zor. Erkek evladını kızından daha üstün tutan bir annenin kızı olmak zor. Kızını okuldan alıp ona harcadığı paraları oğlunun eğitimine(daha doğrusu sigarasına) yatıran bir babanın evladı olmak zor. Benim kız arkadaşım olabilir ama senin bir erkek arkadaşın olamaz diyen bir abinin kardeşi olmak zor. Kısacası eşit iki varlık olduğunu topluma kabul ettirmek zor. Bu kadar zorun arasında bir de öldürülünce siyasete alet edilmek, herkesin kendi düşüncesine göre yorumladığı bir cinayetin kurbanı olmak, insanlıktan çıkan insanlar tarafından kendi egolarını tatmin aracı olmak daha da zor.

Bunca zorluğun içinde olaya sadece insan olarak bakıp, toplumda erkek egemen yasalarla yürütülen ve odak noktası erkekliğin yüceltilmesi ve gereksinimlerinin sağlanması olan bir düzenin önüne nasıl geçilebileceği konusunun sadece insani platformda tartışılması gerektiği düşüncesindeyim. Kadına karşı şiddet gün geçtikçe yaygınlaşmış ve bugünkü kaotik noktaya ulaşmıştır. Günümüz dünyasının yoksul, geri kalmış ülkelerinde kadın bir dış satım ürünü haline getirilmiştir. Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılığın en yoğun yaşandığı şiddetin yaygınlaşmasında; olumsuz ekonomik koşullar, aile patolojileri, din anlayışı ve töreler, kadın-erkek eşitsizliği, eğitimsizlik, her türlü malın satışını çıplak kadınla özdeşleştiren reklam dünyası etkili olmuştur. Günümüzde toplumlar, içinde bulundukları (ahlaki, dini) değerler sistemi ile şiddeti hem dışlayan, hem de oluşumu ve gelişimini sağlayan çelişkili bir tutum sergilemektedirler.

Bu noktada cinsiyet olgusunun yanlış oluşumunu da değerlendirmek gerekmektedir.

Toplumsal cinsiyet olgusu, bariz bir şekilde yaşanan bir eşitsizlik sorundur. Cinsiyet olgusuna dayanılarak kadına biçilen değer, saçma bir rol düzeyinde erkeğin yukarıda bulunması suretiyle ayrıştırıcıdır. Kadın, toplumsal olarak belirlenmiş cinsiyetinden ötürü erkekten ayrı, ötede, öteki olarak tutulmaktadır. Kadınlık, erkeklerin oluşturduğu bir kurgu haline gelmiştir.

Türkiye’de yaşanan siyasi hamlelerin, yasaya dönük iyileştirmelerin veya kadın temalı sivil gelişmelerin ciddi çoğunluğunun asılsız din içerikli desturları, erkek egemenliğini ve ataerkil gelenekleri kıramamıştır. Türkiye’de toplumsal cinsiyet ayrımcılığına yaslanan kadınlık olgusu ve toplumda ‘kadınlık’ kavramına denk görülen nitelikler, eşit, bağımsız ve özgün bir bireyin özelliklerinden ziyade ilk elden dişilikle ilgili niteliklerdir. Dişiliği temsil ettiği düşünülen kadına, bunun gereği olarak öncelikle eş, anne veya ailenin bir üyesi gibi karşılıklar yakıştırılmaktadır. Türkiye’de kadın toplumsal cinsiyetinden/kadınlığından dolayı evvela ev için, ev içinde uygun görülmektedir. Ev kadını ideolojisi kadının çalışma/maddi, eğitim ve sosyal hayatını birinci dereceden olumsuz etkilemektedir. Çalışan kadınlar için durum daha farklıdır. Türkiye’de çalışan kadın, erkek çalışanlara göre daha düşük özellikteki işlerde, daha düşük oranlarla yer almaktadır. Yanı sıra ev ve çocuk işleri yükümlülüğü çalışan kadınlarda ekstradan devam etmektedir. Kadın, mesleği ne olursa olsun aynı zamanda vazgeçilmez bir ev işçisi olarak düşünülmektedir. Erkeğin bu gibi sorumluluklardan muaf, en azından yüklerinin kadınla karşılaştırıldığında yok denecek kadar hafif olduğu açıktır. Oysa ailevi ve toplumsal yaşam, nüfusça denk olan her iki cinsin aynı eşitlikte (olması gereken) bir ortaklığıdır. Anadolu kadınının eğitim ve siyaset dünyasındaki varlığında erkekle arasında nitelik ve niceliksel dengesizlikler bulunmaktadır. Daha az kadın, erkeklere göre daha az okumaktadır. Gerek okuma yazma veya bir eğitim kurumundan mezun olma gibi temel göstergeler gerekse akademik kadro oranları, eğitimde kadının erkekten sonra geldiğini anlatmaktadır. Kadının siyaset kulvarındaki varlığı, daha doğrusu yokluğu ise erkekle arasındaki büyük uçurumları resmetmektedir. Türkiye’de kadınlık, siyasi işlerle ilgilenmek için bir dezavantaj gibi durmaktadır. Özellikle profesyonel, aktif ve resmi siyasette kadın kendine yer bul(a)mamaktadır. Netice itibariyle toplumsal tarafından üretilen kadınlık, zor ve ama sunî bir yaratılış kaderi gibidir. Bu kader Türkiye’de daha zorlaşmaktadır. Türkiye’de, televizyon ekranlarından kendilerine kız çocuklarının eğitimi için halen rica edilen, onları erken evlendirmemeleri ve hatta öldürmemeleri öğütlenen ailelerin kadınları olmak zordur. Yasada ve görünürde fırsat eşitliğine sahip olan kadın, düşüncedeki katı kadınlık algısında erkekle eşit değildir. Bu, anahtar bir tespittir. Çünkü çağdaş dünyada ve Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve kadınlık olgusu denen ötekiliğin kilidini, sadece zihniyet değişimi anahtarı açabilecektir.



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Savcılık o dosyayı kapattı!

Ünlü oyuncu Vatan Şaşmaz'ın manken Filiz Akel tarafından otel odasında öldürülmesiyle ilgili flaş bir gelişme yaşandı. Cinayet soruşturması tamamlandı. Ünlü sunucu ve oyuncu Vatan Şaşmaz...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Kuru öksürüğe dikkat

Uzmanlar akciğer içindeki hava keselerinin kalınlaşması ile kendisini gösteren ve bir akciğer hastalığı olan idiyopatik pulmoner fibrozise dikkat çekti. İstanbul'da gerçekleştirilen Akciğer Hastalıkları ve Yoğun Bakım Günleri Tanı ve Tedavide Son Gelişmeler Sempozyumu'nda konuşan uzmanlar...

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR