Yukarı
2

Fecri Polat

Modern devletin varlık sorunu ve linç kültürü

25 Temmuz, 2016

Linçin tarihi, çoğunlukla Amerika’dan başlatılır. Gerçekten de 1800’lerden itibaren Amerikan İç Savaşı’nın kayıtları titizlikle tutulmuştur. Bundan önceki linçlerin varlığına ancak her bir toplu şiddet olayını birer birer ele aldığımızda veya daha önceki tarihlerin adli kayıtlarını incelediğimizde ulaşabiliyoruz. Amerika dışında ise böyle bir kayıt tutulmamış, ya da çok istisnaidir. Bunun nedeninin, linçin, Amerikan tarihinin önemli dönüm noktalarından birinin parçası olduğu söylenebilir. Yine de, bazı tarihçilerin ve kriminologların yaptığı araştırmalarda, başka yerlerde de linçlere rastlandığı görülmektedir. Fakat bu kadar az kayıt varken ve var olan kayıtlar hakkında ayrıntılı bilgi bu kadar azken, kitle-linç sınıflandırmasından yola çıkmak yerine, linçleri genel olarak tarihsel örneklerle anlatmanın daha yerinde olacağını düşünüyorum. Çünkü linç kitlesi sınıflandırmasını tarihsel olarak yapabilmek için her bir olayın gelişimine, kitlenin oluşumuna ve o zamanki tarihsel dönemin koşullarına bakmak gerekiyor.

 

Frank Shay, 1938 yılında Yargıç Lynch’i anlatmaya şu sözlerle başlar: “Bugün linç, elmalı turta kadar Amerikalıdır”. Gerçekten de linç kavramının öne çıkmasının, linçin toplum yapısının oluşumunda bu kadar etkili olduğu Amerika’da 1850-1950 yılları arasındaki iç savaş sırasında olanlarla ilgisi büyüktür. Fakat linçin var oluş tarihinin başlangıcını 1850’ye koymak, linçin aslında bir otorite-tanımazlık olduğunu göz ardı etmek anlamına geleceği için, doğru bir yaklaşım olmaz. Amerikan İç Savaşı sırasında 1909’da faaliyete geçen NAACP16, yani Siyahi Kişilerin (haklarının) Geliştirilmesi Ulusal Birliği, kurulduğu zamandan beri hukuki olarak savaş verdiği siyahi kişilerin linç edilmesi olgusuyla, aynı zamanda ciddi istatistikler yayınlayarak da mücadele etmiştir. Bir diğer linç istatistiği yayınlayan kurum Tuskgee Enstitüsü’dür. Şimdi Tuskgee Üniversitesi haline gelmiş bu kuruluş, 1882 ile 1998 yılları arasında yapılan linçlerin istatistiğini çıkarmış ve özellikle illere göre sınıflandırarak çeşitli yerlerde yayınlanmıştır. Bu iki kuruluşun yayınları, birçok akademik makaleye ve siyasi tartışmaya temel oluşturur. Fakat tabii ki, bu istatistiklerin hepsi sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin sınırları içindeki linçlerle ilgilidir. Dolayısıyla, ABD’nde yaşanan ve savaşın paralelinde ortaya çıkan linçler hakkında zengin bir tarihsel belgeler arşivi bulunabilmesine rağmen dünyanın diğer ülkeleriyle ilgili böyle bir bilgiye ulaşmak çok zor, hatta neredeyse mümkün değildir. Şimdiki zamanda bile linçler çoğunlukla kaydedilmezken, dünya linç tarihini bilebilmek oldukça meşakkatli ve maddi olarak destek isteyen bir süreç ve çalışma gerektiriyor. Adli kayıtlara ve polis kayıtlarına ulaşmak neredeyse bu kurumlar tarafından engellenmiş durumda ve bir diğer yandan da, bu kayıtlara ulaşılabilse bile, linçleri diğer suçlardan ayırarak bir değerlendirme yapmak oldukça zor. Suç olmamasının yanı sıra, kolluk kuvvetinin de linç eylemi sırasındaki performansı, bir diğer yandan da olaya dâhil olanların da hukuk algısı böylesine kayıtların var olmasını da, incelenmesini de oldukça meşakkatli kılar.

Linç sözcüğün ortaya çıkışı hakkında beş farklı hikâyeden bahsedilir. 1493’te ticaret güvenliğini sağlamak amacıyla oğlunu, tüccarlara borçlarını ödemediği için idama mahkûm eden ve evinin penceresinden asan İrlanda Galway şehrinin belediye başkanı ve aynı zamanda yargıcı James Stephen Lynch en bildik hikâyedir. 16. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’nın Güney Karolina eyaletinde yüzlerce insan hakkında, adil yargılama yapmadan idam kararı veren John Lynch ile torunu Thomas Lynch isimlerindeki iki yargıç baba oğuldan bahsedilir. 18. yüzyılın sonunda, Kentucky bölgesinde bir polis teşkilatı bulunmadığı için yakalanan suçluları yargıçmış gibi yargılayıp idama mahkûm eden çiftçi William Lynch ve Amerikan bağımsızlık savaşında hem düşman İngiltere’ye sadakat gösterenleri hem de adi suç zanlılarını çoğunlukla kırbaçlatarak cezalandıran Albay Charles Lynch ise daha az bilinen farklı versiyonlardır. Linç sözcüğü asıl olarak Amerikan İç Savaşı sırasında KKK örgütünün ve diğer vatandaşların, siyahilere uyguladığı şiddeti nitelemek için yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir.

 

Birçok yerde, özellikle Amerika’da olanlar üzerinden yapılan bir linç okumasından varılan sonuç genelde linçin kabaca bir ırk, bazen de bir kimlik problemi olduğudur. Bunun yalnızca ABD’ye has bir problem olmadığı kabul edilse bile, hâlâ birçok kişi tarafından kimlik siyaseti üzerinden tartışılır. Elbette bunun yadsınamayacak bir tarafı vardır: Gerçekten de kitle cezalandırması, güncel insan hakları söyleminin merkezine oturan ırk, cinsiyet, tercihler üzerine düşünülebilir —düşünülmelidir. Unutulmaması gereken, kitle şiddetinin, kimlik karşıtı hareketleri de kapsayacak kadar büyük, kadim ve kolayca yaftalanamayacak kadar karmaşık bir yapısının olduğudur. Ortaçağ’da Avrupa mahkemeleri ve gelenekleri kan davalarının varlığını kabul ediyor ve ailelere karşılıklı öldürme hakkı veriyordu. Batı Avrupa’nın kırsal bölgelerinde yaşanan ve rough music, Katzenmusik veya charivari olarak bilinen cezalandırmalar yaygındır. Rough music, İngiltere’de, halkın onaylamadığı kişi veya grupları evlerinde veya iş yerlerinde sıkıştırarak hep bir ağızdan bağırması, küfretmesi ile cezalandırmasıydı. Fransa’nın charivari veya shivaree (ki ABD’de de shivaree adıyla bilinir) geleneğinde ise daha şiddetli bir kitle görünür: bu kitle özellikle tasvip edilmeyen yeni evlilere karşı birleşen ve ellerine geçirdikleri her şeyi (tencere, tava, taş, dallar) bu kişilerin evlerinin camlarına atarak onlara zarar verme amacı taşır. Yahudi cemaatleri içinde de, aforoz edilmeyle sonuçlanan ve büyük gürültüler çıkarılarak uygulanan ve cemaate geri dönüşü kesinkes yasaklayan “şamata” cezası, 17. yüzyılda Spinoza’nın maruz kaldığı cezadır. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise bu yüksek sesle şarkı söyleme eylemlerinin vahşi sonuçları ABD’nde ortaya çıkmaya başlar. İnsanoğlunun bir araya gelme ve bir aradayken şiddet gösterme eğilimi avcı atalarından gelmediğini artık kabul ediyoruz. Bu durumda, linçleri, Amerikan linç tarihçisi Shay’in, linçin insanın doğası gereği beraberinde taşıdığı bir saldırganlığın kolektif yansıması olduğu düşüncesini bir kenara bırakabiliriz. Ayrıca, linçi, insan kültürünün evrimini tamamlayamamışlığının kalıntısı olarak görmek, özellikle pozitif hukuk ve modern devlet açısından anlamsız olacaktır. Linçi kanundışı cezalandırma olarak nitelediğimizde zaten cezalandırmanın ve infazın sadece devletin yetkisinde olduğunu kabul etmiş oluyoruz. Meşru şiddet, Weber’in ünlü sözünde belirttiği gibi devletin tekelindedir. Wendt’e göre işte devletin şiddet tekeli, linçin uluslararası boyutta anlaşılmasının anahtarıdır. Diğer yandan da linçteki problem, devlet nezdinde meşruiyeti olmasa bile toplumsal bir meşruiyete sahip olmasıdır. Waldrep’in koyduğu linç kriterlerinden en önemlisi bu konuya temas eder. Waldrep’e göre toplumsal tasdik, linçin en önemli unsurudur ve aslında kitlenin sayısını, eylemin arka planını veya nedenlerini ve hatta sonuçlarını bile gölgede bırakır. Esas olan toplumsal bir onayla harekete geçilmesi, cezalandırma eyleminin gerçekleştirilmesidir. Günümüzün haklar söylemini oluşturan doğal hukuk doğal haklar teorisinde, bireylerin şiddet kullanma yetkilerinden tamamıyla vazgeçmesinin, ters bir okumayla, zaten böylesi bir sonucu onaylar hali vardır. Kişiler, şiddet kullanma yetkilerinden, belirli nedenler için vazgeçebiliyorlarsa, o zaman bu yetkinin kendilerinde hem de facto hem de de jure kullanma hakları olduğunu düşünmektedirler. O zaman, doğal hukuka göre yine, bu kişilerin adil amaçlar uğruna vazgeçmekten vazgeçmeleri de anlaşılabilir, hatta doğal hukuk sistemi içerisinde böylesi bir cezalandırma eylemi desteklenebilir bir hâl de alabilir. Daha da ileri gidersek, meşruiyet, aslında sadece doğal hukuka ait bir tanım olup böylesi bir durumda kullanıldığında devletin de kendi kendini reddetmesi anlamına gelir. Aslında, son zamanlarda da oldukça fazla bahsedilen “haklı şiddetin” bir görünüşü de budur. Linç, kanunlar tarafından suç olarak tanınmadığında devletin, linçin meşruiyetini tanıdığını varsaymak durumunda kaldığımız için, devletin şiddet kullanma ve cezalandırma yetkisini kişilere devrettiğini varsayabiliriz. Bu durum ise, ancak iki sonucu ortaya çıkarabilir: modern devlet yapılarının yerini modern üstü bir yapılanmaya bırakmaya başlaması, modern devletin daha oluşmamış olması veya modern devletin kendi kendini reddetmesi. Linçle ilgili çalışma yapan bazı araştırmacılar, bu yaklaşımları kuramlaştırmışlardır. Evrimci ve bozulmacı teoriler bu tartışmada öne çıkar. Evrimci teoriye göre modern devlet kendini var edememiştir ve bu nedenle de şiddet kullanma tekeline sahip olma becerisini de geliştirememiştir. Evrimci teori, modern devletin daha tesis edilmediğini savunur. Dünya hâlâ modern devlete giden yolda ilerlemektedir ve pozitif hukuk her gün, gitgide her türlü istisnayı içerecek bir şekilde yeniden düzenlenmektedirler ve sonunda varılacak nokta gerçekten de devletin şiddet ve cezalandırma tekeli olacaktır. Bu teoriyi savunanlar arasında Amerika sınır teorisini kullananlar sayılabilir.
Bozulmacı teori daha çok post-kolonyal Afrika’yı çalışan araştırmacılar tarafından desteklenir. Onlara göre modern devletin ötesine geçilmiştir: modern devlet işe yaramamış veya ona ulaşılamamıştır. Şiddetin devlet tekelinde toplanması zaten kültürler arası çatışmalar bakımından mümkün değildir. Tilo Grätz, Afrika’daki “vigilante” kitlelerinin gerçekleştirdiği linçler üzerinden modern devlete yaklaşır. Afrika’daki linçlerin merkezileşmemiş bir yapıda, devlet gücünün ve iktidarının giderek azalması sonucunda ortaya çıktığını söyleyen görüşlere karşı çıkar. Grätz’e göre, zayıf devlet ve kolluk kuvvetleri teorisinin açıklayamadığı bir nokta vardır: O da, zayıf devletin her yerde aynı oranda zayıf olduğu bir ülkede neden bazı bölgelerde linçler çok şiddetlidir ve bazı bölgelerde linç neredeyse yoktur? Grätz bu sorudan yola çıkarak, linçin, kültürün getirdiği bir davranış şekli olduğunu söyler. Bahsedilen bölgelerde kültürler farklıdır (hepsi Afrika’nın farklı kabileleridir) ve bu nedenle haksızlıkla, hırsızlıkla, toplum dışılıkla baş etme şekilleri de farklılık gösterir. Grätz, bu noktada modern devletin artık var olmadığını söyler.
Yani temel sorun şu; modern devlet, linçe teşebbüs edenleri cezalandırıp varlığını ispatlayabilecek mi?



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

'Bazılarına kırmızı biber sürecek'

Şarkıcı Gülben Ergen,önceki gün Nişantaşı’nda görüntülendi. Bir mağazada takı bakarken görüntülenen Gülben Ergen,kendisini görüntüleyen gazetecilere adeta vitrin mankenliği yaptı. Nişanta...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Bu otlar çok tehlikeli!

Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömür Karakoyun Çelik'ten kanser hastalarına önemli uyarı: Şifa bulmak için başvurduğunuz bitkisel çözümler, organ yetmezliğine neden olabilir.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR