Yukarı
27

Sabahattin İzcioğlu

Artık Umudum Tükenmek Üzere

08 Nisan, 2016

   Nasıl oldu, neden oldu, kimden etkilendim hiç anımsamıyorum 10 yaşında iken yalnız başıma, 27 Mayıs 1960 darbesinden birkaç gün önce rahmetli Adnan Menderesin Eskişehir’de Hükümet Konağı önünde yaptığı mitinge katıldım. Coşkulumahşeri kalabalığa hararetli hitabından çocuk aklımla çok fazla bir şey anlamamıştım ama elektrikler kesilince rahmetlinin, ‘’ben halka mikrofonsuz olarak da konuşurum’’ diye hitap ettiğini bunca yıl sonra bile hiç unutmuyorum. O günden beri yarım asırdan fazla tam 56 yıldır ülkede çok kısa dönemler durulur gözükse de politik istikrarsızlık, kaotiklik, kaos neredeyse aralıksız sürmekte. Ha şöyle olursa düzelir ha böyle olursa düzelir diye beklerken bu yaşa geldik. Bu kadar süreçte bütün iktidarlar demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik vaadiyle iktidar oldular, vaatlerini yerine getiremeyen her iktidar başarısız olunca,  devamlı olarak ‘’önemli, zor günlerden geçiyoruz, kendimizden başka dostumuz yok’’ gibi söylemlerin arkasına sığındılar. Sonuç ortada, günümüz iyide, kötüde geçse az da, çok da kazansak, borcumuzu ödeyemeyip alacağımızı alamasak daşöyle akşam eve geldiğimizde, eşimizle, çocuklarımızla geleceğimize güvenle bakarak can, mal güvenliği içinde huzur içinde olabiliyor muyuz? Ülkede ki, dünyada ki haberleri izleyip aynı şekilde onların mutlu, umutlu, güvenli, barış içinde yaşadıklarını görüp kendi mutluluklarımızla bütünleştirebiliyor muyuz? Yoksa gölge gibi korku, endişe, güvensizlik, ölümler, bombalar gün ışığından gece karanlığında peşimizden geliyor endişesi içinde mi yaşamamıza devam ediyoruz?

   Peki, ülkede ve dünyada tüm bu yarım asırlıktan fazla, hatta bir asırlık süreci nasıl izah edebiliriz, nasıl açıklayabiliriz? ‘’Her şey karşıtlığı ile var olduğuna göre iyi kötüyle, güzel çirkinle, barış savaşla, demokrasi otoriteyle, özgürlük baskıyla varlığını sürdürür. Ne yazık ki, nasıl oluyor da? Tüm toplumun istediği, iyi, güzel, barış, demokrasi, özgürlük gibi erdemleriniçinden karşıtına dönüşüyor. Bunun nedeni, insanoğlunun, insan kızının insanlığın ilk tarihinden beri korku üzerine kurduğu yaşam biçiminden kurtulmayı öğrenememesi ve de iktidarlarında bu tespiti yapıp tüm sistemini bunun üzerine kurmasında mı yatıyor? Tartışılır, ama her şey etki tepki esasına göre dayanarak işlediğine göre, en baskıcı yönetimler en cılız tepkilerden bile korku duydukları da bir gerçek. Maalesef öyle de olsa böyle de olsa durum hiç olumlu gözükmüyor. Yüz yıldır insanlık hislerinin giderek kaybolmaya başlaması, her söyleneni kabul eden eğiliminde toplumların oluşumu, dünyada ırkçı, tutucu eğilimlerin artması özgürlük, adalet, eşitlik, özgürlük hatta barış özlemlerini, isteklerini daha açıkça umutları azaltıyor.

   Çağdaş demokratik toplumların bu çağda konuşacağı konular bilim, teknoloji, sanat, edebiyat, özgürlük konularını konuşması gerekirken dünya insanlığı silah, savaş, yolsuzluk, usulsüzlük, göç, ölüm, doğanın katledilmesini konuşuyor. Oysa ‘’gelişmiş teknoloji, insan yaratıcılığı, insan zekasına daha fazla ihtiyaç duyulduğu zaman otoriterlik para etmeyecek, yeni bir şey bulmak yaratıcı olmak için otoriterlik değil, özgürlük özellikle düşünce özgürlüğü’’ gerekli değil midir? Ne yazık ki bu çağda en demokratik ülkelerin iktidarları bile bu konuda tartışılacak konumda, bu nedenle gelecekle ilgili barış, demokrasi gibi konularda umudum tükenmek üzere.      



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle