Yukarı
27

Sabahattin İzcioğlu

Dış güçler hikayesi ve bağımsızlık!

29 Mayıs, 2016

    Sağcısı , solcusu,  ortacısı  hatta son günlerde sıradan insanlar bile günlük politika üzerine bir konuşma başladığında bölgede ve çevremizde olup biten her şeyi dış güçlere bağlayıp,  ülkeler üzerine oynanan oyunlar olarak büyük bir keşif yapmış edasıyla noktayı koyuyor.  Böyle bir tespit çok kolaycılık olduğu kadar, kendi ülke halkını değersizleştirmek, itibarsızlaştırmaktan başka bir şey değildir. Doğal olarak her ülkenin dışında dış güçler var ve de her ülke birbirinin dış gücü. Yine doğal olarak da her ülke kendi çıkarları için diğer ülkelerin her türlü ekonomik, politik, kültürel eğitim, teknoloji v.b durumlarını takip eder, buna göre de gücüne, ekonomisine, çıkarına göre taktik, strateji belirler.

   Tam karşılığı olmasa da ben bu durumu şuna benzetiyorum: Bir binanın giriş salonun ortasında büyük bir pasta etrafında da vasat güçte beş-on insan, salonun yukarısında ise biraz daha güçlü iki üç insan tepeden aşağıdakileri izliyor. Salondaki pastayı bölüşmeyi izleyen yukarıdakiler, eğer aşağıdaki 5-10 kişi bölüşmede sorun çıkarır, anlaşmazlığa düşerler ve de kendi arasında tartışma çıkarıp bir de pastayı devirirlerse tepedeki iri yarılar sözde hem aracı olup hem de pastadan pay almaları kaçınılmaz olur. Demek istediğim, sen Müslümansın, sen Hristiyan’sın, sen Sunisin, sen Şii’sin, sen Alevi’sin, sen ırkçısın, sen laiksin diye herkes birbirini değersizleştirmeye, ötekileştirmeye çalışırsa bundan dış güçler de faydalanır, iç güçler de faydalanır, oyunlar kurar. Yani bir ülke öncelikle kendi ülkesinde bu ortamı ve zemini hazırlamazsa hiçbir dış güç o ülkede nefes alamaz, hele de bir ülkede demokrasi var ise bu dış güçlere karşı en yüksek kaledir. Gerçi bir ülkenin kendi iç içlerinde ne olursa olsun diğer, başka hiçbir ülkeye müdahale hakkı vermez ama…

   Gelelim bağımsızlık konusuna. İran’da 1980 de Mollalar iktidarından itibaren 35 yıl dönem dönem bazı alanlarda son on yılda da banka, sigorta, taşımacılık, petro kimya, ilaç, tüm değerli madenler ve tüm ekonomik alanlarda büyük kapitalist ülkelerin önderliğinde bir çok ülkenin de uyduğu ambargo uyguladılar. Daha açıkçası İran bir nevi dolaylı yoldan ekonomik, politik olarak kendi iradesi dışında bağımsız bir ülke oldu. Sonuç ne oldu? Dayanabildi mi? ABD’nin Avrupa’nın kara kaşına mı, çok sevdiğinden mi anlaşmaya oturdu? Kapitalist Sistemin temeli, her ülkeyi birbirine bağımlı kılan bir sistem var, bu sistem öyle soyut ‘’bağımsızlık’’ sloganıyla çökertilemez. Feodaliteden, sanayi toplumuna geçildiğinde ortaya çıkan Burjuvazi hem baskıyı, hem sömürüyü artırdığına göre ve de büyüklü küçüklü her ülkede bu kural işlediğine göre nasıl bağımsız olunacak? En gelişmiş sektör olarak inşaat sektörümüzü alalım; Demir kum, çimento dışında kalan tüm malzemelerin yüzde 90 ı dışarıdan gelen, daha bir tek araba bile yapamayan, tüm elektronik aletlerin dışardan geldiği, borsanın, bankaların çoğunluğu yabancıların elinde olduğu bir ülke de nasıl bir bağımsızlıktan söz edilir edilse de ne olur? Sömürü ve baskı evrensel, sistem, ekonomi küreselleşmiş, bağımsız olsa ne olur olunmasa ne olur. Hala politikada 1968 lerin soyut, izafi ve içeriği doldurulmamış sloganlar devrinin geçtiğini kavrayamayan bir anlayışla kitlelerin karşısında başarı şansı olabilir mi?

   Eğer toplumsal ilişkiler temelinde üretime, paylaşıma, eşitliğe, özgürlüğe dair bir şeyler söylenmek isteniyorsa önce geçmişteki hatalar üzerine öz eleştiri yapılarak gerçek bir demokrasi ve demokratik cumhuriyet için mücadele edilmelidir.

            



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

'8 yılda 1000 hayat kurtardım ama...'

Oyunculuğa başlamadan önce plajlarda sekiz yıl cankurtaranlık yapan Barış Arduç eski mesleğine dair ilginç bir açıklama yaptı: ‘2002-2010 arasında 1000’den fazla insanın hayatını kurtardı...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Topuz saçla uyumak gerekiyormuş

Saçı topuz yaparak uyumanın bu avantajını bilseydiniz bir daha asla salık saçla yatağa bile girmezdiniz… Biz kadınların uykudan önce yapacak o kadar çok rutin işleri var ki elbet haftanın bir günü, üşengeçliğimizin kurbanı olup sabah uyandığımızda korkunç bir manzarayla karşılaşıyoruz.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR