Yukarı
27

Sabahattin İzcioğlu

Özlem mi arayış mı?

05 Temmuz, 2016

            Her dini bayram öncesi ve bayram boyunca özellikle, yaşı elliyi aşmış olanlar ‘’nerede o eski bayramlar’’  ifadesi ile başlayan sohbetlerine tanık olmuşsunuzdur. Gerçekten bu bir özlem mi, bir arayış mı, ya da yabancılaşma korkusu mu?

            Başta şu tespiti kabul edelim, ’’ din, gelenek, görenek, ahlak hepsi tarihseldir’’ Bu kavramların bazen içerikleri bazen uygulamaları ister istemez kimi zaman halkın iradesiyle kimi zaman halkın iradesi dışında bazen farkında olarak, bazen de farkında olmayarak bilinçli veya bilinçsiz ülkelerin tarihten gelen din, gelenek, kültür, sanat, ahlak misyonlarına göre değişime uğrarlar. Demek ki geçmiş konuşuluyorsa burada bir değişim var demektir. Daha açarsak; Eskiden de sistem yani egemenlerin, muktedirlerin egemen olduğu sistem bugün ki sistemle aynı olmakla beraber, geçmişteki bir takım geleneklere, göreneklere özlem duyuluyorsa bu fark nereden gelebilir? Demek ki o dönem, aynı sınıfsal statüdeki insanları bir araya getirmede daha güçlü bağlar vardı, düş ile gerçek daha içi içeydi, yabancılaşma bu derece yoktu, birey varlığını daha derinden anlayıp, kendini en azından bayramlarda ifade edebiliyordu, yer yüzü ile yer altı arasındaki ayrıcalık bu kadar derin değildi demektir.

            Oysa dünyada kapitalizmin yükseldiği vahşileştiği dönem dönem de bunalıma girdiği dönmelerde mutlaka ve mutlaka her ülke toplumunu büyük erozyonlara, değişimlere sürüklemesi de doğal. Bu sistemde değişim geçiren toplumların her ne kadar dinleri, gelenekleri, görenekleri bireyin kendi tercihine bırakılsa da politik alanda halka yer verilmemektedir. Eskiye oranla teknolojideki gelişmelerle dünyayı iyi kötü görebilen insanlar kendilerine bu dünyada yer bulmakta ve kendilerini ifade etmekte zorlanmaları, ekonomik ve politik krizlere girmelerine neden olmakta hem kendilerine hem de çevrelerine yabancılaşmayı beraberinde getirmektedir. Bu sisteme ayak uydurmakta çok yorulan insanlar ister istemez kendi içlerine kapanmaları da doğal hale geliyor. Hele de günümüzde sermaye büyüdükçe dini, dili, ırkı toplumlar ve ülkeler arası çelişkileri kullanarak kini nefreti arttırıyorsa, duygular köreltiliyorsa, kardeşlik ortaklığı sözleşmelerinin fes olmasını sağlıyorsa, komşular birbirinden korkar hale geliyorsa eski bayramlardan söz etmek mümkün mü?

            Kesin olan bu saatte eskiye dönüş zor olmakla beraber ki, ayrıca dönüş olmasın zaten, toplumların, farklı dinlerde, dillerde, ırklarda da olsa yapabilecek çok şey var. Bir kere sistemi gerçek bir demokrasi temeli üzerine kaydırarak çözmek, sevgi ve güven temelinde vicdanları öne çıkararak eşitlik, adalet, paylaşım, özgürlük temelinde bu sefer halkın lehine bir değişimle yeni bir yaşam anlayışı geliştirmek, suni, yapmacık, göstermelik, içi boş gerçekleşmeyecek dilekler ve  bayram kutlamaları yerine içten samimi, dayanışma ruhu içinde gerçek bayramları yaşamaları  mümkün değil midir?   



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

'8 yılda 1000 hayat kurtardım ama...'

Oyunculuğa başlamadan önce plajlarda sekiz yıl cankurtaranlık yapan Barış Arduç eski mesleğine dair ilginç bir açıklama yaptı: ‘2002-2010 arasında 1000’den fazla insanın hayatını kurtardı...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Topuz saçla uyumak gerekiyormuş

Saçı topuz yaparak uyumanın bu avantajını bilseydiniz bir daha asla salık saçla yatağa bile girmezdiniz… Biz kadınların uykudan önce yapacak o kadar çok rutin işleri var ki elbet haftanın bir günü, üşengeçliğimizin kurbanı olup sabah uyandığımızda korkunç bir manzarayla karşılaşıyoruz.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR