Yukarı
28

Özgür Halıcı

Allahtan CHP’de Disiplin Var!

28 Eylül, 2014

Bir parti için disiplinin korunması oldukça önemlidir. Parti yapısının ve parti bütünlüğünün korunması açısından olmazsa olmaz koşullardan biridir. Her yapı belli kurallar ve teamüller çerçevesinde oluşur ve gelişir. Sürekliliğin ve başarının en önemli koşullarından biri de bu kural ve teamüllerin devamını sağlayacak olan disiplin mekanizmasıdır.

Bu yazımızda, CHP İzmir’de ki disiplin sürecine değinelim.

Yerel seçimler sürecinde anlaşılmayan bir şekilde Kocaoğlu ve ekibine teslim edildi İzmir. Bu durum, birçok sorun ve hoşnutsuzluklar yarattı parti içinde. Yine bu süreçte Genel Başkana, Büyükşehir Belediye Başkanına, İl Başkanına birçok suçlama ve ithamlarda bulunuldu. (eleştiri sınırlarını aşarak kişiselleştirilen ve hakaret-küfür boyutuna ulaşan bazı söylemleri sadece parti yöneticilerine yapıldığı için değil, kime yapılırsa yapılsın kınıyor ve asla kabul etmiyorum) Yapılan suçlama ve ithamların kimisi doğru, kimisi yanlıştı. Bunun sonucu olarak da, bazı kişiler için “disiplin süreci” başlatıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Kurultay nedeni ile ertelenen “disiplin süreci” tekrar gündeme alınarak, “disiplini bozan bu yaramazlar” partiden temizlenmeye başlandı.

Yani sizin anlayacağınız; Parti, acayip “disiplinlenmeye” başladı.

Ama bizim konumuz disiplin sürecinde adı geçen “yaramazlar” değil; konumuz adı bolca geçmesine karşın, ne hikmetse “çok disiplinli” “yarar” kişiler. Bu mihvalde nelerin disiplin suçu olduğunu da konuşmuş olacağız.

Aziz Kocaoğlu, M. Ali Susam’a; “sen kimsin? Manyak. Seni aday yapanın Allah cezasını versin.” Demişti. Kocaoğlu bir Milletvekiline “manyak” dedi, O’nu milletvekili yapan kişiye de (bu kişi parti Genel Başkanı oluyor) “Allah cezasını versin” dedi.

Sizce bu, “disiplin suçu” değil midir?

Kocaoğlu, yerel seçimlerde aldığı yanlış kararlar sonucu partinin oy oranını ciddi bir şekilde düşürüp, 8 ilçenin kaybedilmesini sağladı. (“sağlamak” bilinçli olarak yapılan bir fiildir. Örneğin; “…8 ilçenin kaybedilmesine neden olan hatalar yaptı.” Yazarak daha yumuşak bir geçiş yapabilirdim. Ama özellikle bilinçli olarak yaptı diyorum. O yüzden “sağladı” yazdım) partinin güvenilirliğini, prestijini kendi çıkarları için hiçe saydı.

Sizce bu, “disiplin suçu” değil midir?

Örneğin; 2009 yerel seçimlerinde en yakın rakibine 559 oy fark atarak kazanılan Selçuk İlçesi için, “aynı adayı koyarsanız kaybedersiniz” denmesine karşın, aynı adayı koyarak, 15 oyla seçimin kaybedilmesini sağlayan Aziz Kocaoğlu; bırakın disiplin suçunu, “partiye ihanet etmemiş midir” sizce?

Ya İl Başkanı Ali Engin; “M. Ali Susam’ı MYK ve Parti Meclisine istemeyen biziz. Çünkü O, bizim karşımızdaki ekipteydi” diyerek, malum ekibi hem Genel Başkanın, hem de Kurultayın üstünde görmüş olmuyor mu? Senin ekibin dediğin kişiler kim ki M. Ali Susam’ın MYK’ya PM’ye girmesini engelleye biliyor?

Sonrasında “Bizim ekibimiz kazandı. Karşımızdaki ekip kaybetti. O yüzden biz ne dersek o olur. Onlar bekleyecek” diyerek partiyi ayrıştırmak “disiplin suçu” değil mi?

Bir ilçe başkan adayını, “Ben belediye başkanı olacağım, seni de milletvekili yaparım, benim sözümden çıkma” diyerek İlçe Başkanı yapmak, hangi yetkiyle, hangi güçle olabilir?

 

Genel Başkan yetkilerini kullanmaya kalkışmış olması, “disiplin suçu” değil midir?

 

Peki Sayın Kılıçdaroğlu, bu yazdıklarım günlerce basında yer almış ve konuşulmuşken, sizin İzmir’i bu kişilere teslim etmeniz “parti suçu” değil midir?

 

Hadi teslim ettiniz; peki bu kişileri bu veriler ışığında “disipline” gönderebilir misiniz?

 

Yoksa CHP’nin disiplin işleyişi, Türkiye’nin “hukuk kurumu” gibi mi? CHP’nin hukuk işleyişi de güçlü olandan, parası olandan, makamı, mevkii, koltuğu olandan, sırtını hakim güçlere dayayanlardan yana mı? Sahi unutmadan; PM seçimlerindeki sandık hileleri ile ilgili bir şey yaptınız mı?

Nedir sizi Kocaoğlu ve ekibine mahkum eden şey? İllaki aklımıza başka şeylerin mi gelmesi lazım? ( hani klasik Türkiye gündemi; kaset, yolsuzluk, para ilişkileri falan…) oysa İzmir’de yapacağınız doğru tercihler sizin Genel Başkanlığınızı da pekiştirir, CHP’nin ülkedeki algısını da değiştire bilirdi.

Düşünsenize Sayın Kılıçdaroğlu; İzmir’i bu denli çapsız, yetersiz, beceriksiz, ilkesiz insanlar değil de; örneğin, Yılmaz Büyükerşen Hoca gibi insanlar yönetiyor. Dışarıdan İzmir’e gelen kişiler; hayranlıkla geri dönüyor memleketlerine ve CHP’li Belediye Başkanlarının başarısından bahsediyor. Allah için söyleyin; hal böyle olsaydı, size ve CHP’ye artı puan kazandırmaz mıydı?

Şimdi de geliyor insanlar İzmir’e; “CeHaPe’nin yönettiği şehir bu kadar olur işte” deyip dönüyorlar. Bunu duymak sizi utandırmıyor mu?

Bir görevi layiki ile yapmak, en önemli şeylerden biri değil midir şu hayatta?

Bu arada farkında mısınız, ya da İzmir’i teslim ettiğiniz ilkesiz insanlar size aktarıyor mu bilmiyorum ama, İzmir’de Alevi ve Kürt ismine karşı ciddi bir tepki oluşuyor. Gün geçtikçe de büyüyor bu tepki. Bunun en önemli nedeni de, o koltukta oturması her gün partiye zarar veren Ali Engin’dir. Bu duruma izin vermek sizce “parti suçu” değil midir?

Bence “İNSANLIK SUÇUDUR”

Bu partiyi yıllarca sırtında taşımış, yıllarca bir asker gibi koşturup, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkılması için her şeyi göze almış, katledilmiş, yakılmış, sürülmüş Alevi Yoldaşlara ihanet etmiş olmuyor musunuz bu insanlara İzmir’i teslim ederek?

Kürt kardeşlerimizin zaten AKP tarafından ayrıştırıldığı bir süreçte bir de CHP olarak bu duruma çanak tutmak, partinizin “kardeşçe yaşam” ilkesine aykırı değil mi?

Ne oldu şimdi; 3-5 kişiyi partiden atıp, muhalefete de göz dağı vererek partiyi mi kurtardınız. Allahtan içinizdeki “yaramazları” attınız da CHP’yi temizlediniz. Yoksa Allah muhafaza, bu insanlarla seçimlere nasıl giderdiniz? Zaten CHP’nin bütün sorunu, içindeki bu “yaramazlardı”

Şimdi 2015 seçimlerine, “disiplinlenmiş”, “arınmış”, “ter temiz”, pürü pak” bir CHP ile gidiyorsunuz. Aslında Cumhuriyet Halk Partisi iyi de, şu “HALK” yok mu şu “HALK”… “HALK” olmasa, çok güzel yönetilir bu Cumhuriyet Halk Partisi…



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

'8 yılda 1000 hayat kurtardım ama...'

Oyunculuğa başlamadan önce plajlarda sekiz yıl cankurtaranlık yapan Barış Arduç eski mesleğine dair ilginç bir açıklama yaptı: ‘2002-2010 arasında 1000’den fazla insanın hayatını kurtardı...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Topuz saçla uyumak gerekiyormuş

Saçı topuz yaparak uyumanın bu avantajını bilseydiniz bir daha asla salık saçla yatağa bile girmezdiniz… Biz kadınların uykudan önce yapacak o kadar çok rutin işleri var ki elbet haftanın bir günü, üşengeçliğimizin kurbanı olup sabah uyandığımızda korkunç bir manzarayla karşılaşıyoruz.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR