Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Popülizm bir kör dövüşüdür!

30 Ekim, 2017

   Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “popülizmin gözü kör olsun” demişti. Bence de kör olsun! Çünkü 21. yüzyılın siyasi hastalığı popülizm sadece dikta rejimlerin yükselmesine yarıyor!

   Önceki makalemde yenidünya siyaset oyunu popülizmi “Bir deli kuyuya taşa atmış, kırk akıllı çıkaramamış!” deyimine benzettiğimi ifade etmiştim.

   Konuyla ilgili ulusal ve uluslar arası popülist siyasi akımların derin araştırmasına girince, popülizmin akıllı işi olmadığını fark ediyorsunuz! Batı’da bu konuyla ilgili birçok akademik araştırma yapılıyor.

   İzmir Yaşar Üniversitesi Avrupa temsilcisi Assist.Prof.Dr.Gökay Özerim’e popülizm konulu akademik çalışmasının sorularını gazetecilik mesleğimin bilgi ve görüşleri çerçevesinde Mülakat – Röportaj tekniği ile cevapladım.

   Çağın sorunu olan popülizm konusunda “ülkemiz veya tüm dünya için sizce sonuçları/yansımaları nelerdir?” sorusu aklıma Tom Nichols’ın popülizmle ilgili bir yazısında ifade ettiği “demokrasiden idiokrasiye” yani bilgisizliğin hâkimiyetine gidiş yolunda olduğumuz gerçeğini getirdi…

   Dünya siyasetini anlamlandırmaya çalışırken son zamanlarda en çok kullanılan kavramın popülizmin olduğunu görmekteyiz. Bu soyut kavram demokrasi içinde büyüyüp geliştiği halde, karanlığın başka bir tezahürü olarak, zaman içindeki yansımalarla kanserli bir hücreye dönüşmüştür.

   Popülizmin ortaya çıkış sürecine baktığımızda altın çağı, Büyük Buhran ile İkinci Dünya Savaşı'nın sonrasındaki 30 senelik dönemdir. Popülist hareketler birçok ülkede küresel ölçekte hâkim duruma gelmiş finans kapitalizminin yarattığı dar alanlı, teknokrat ve ekonomik sorunlara duyarsız siyaseti eleştirerek ortaya çıkmıştır.  Eski çağın illüzyonu popülizm sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde ciddi bir ivme kazanmaktadır.

   Ancak Türkiye’de batıdakinden farklı bir popülizm anlayışı yaygındır. Popülist liderlere göre seçim sonuçları millî iradeyi yansıtır. Dolayısıyla, seçim başarısının onlara ülkeyi öteki seçime kadar istedikleri gibi yönetme hakkı verdiğini ve demokratik kurumlar ile sivil toplumun takip ettikleri politikaları engelleme haklarının olmadığını düşünürler. Bu nedenle de yargı denetimine, basının takibine ve meclis kontrolüne soğuk bakarlar.

   Venezuela, Bolivya, Polonya, Macaristan ve Türkiye gibi ülkelerde popülist partilerin iktidara geldikten sonraki birkaç sene içinde Anayasa Mahkemesi'ni ele geçirdiklerini, denetleme ve dengeleme kurumlarını kontrol altına almak istediklerini ve yeni bir anayasa hazırlamaya gittiklerini gördük.

   Pek çok Avrupa ülkesinde yeni bir ulusal egemenlik talebini sağ popülistler kendilerine mal etti. Halklarını başarıyla göçmenlerin ulusal gelişmeye engel olduğu yabancı düşmanı bir anlatının içine yerleştirdiler.

   Sağ popülist partilerin hedefi etnik milliyetçiliğin öncelendiği bir demokrasiyi isteyen bir halk yaratmaktır.

   Macaristan’da Orban, Rusya’da Putin; son zamanlarda İngiltere’de Theresa May, ABD’de Trump; geçmişteki Fransa’da Le Pen iktidarı ve Türkiye’de Erdoğan iktidarı kendi halklarının sözcülüğüne soyunan ama gerçekte halklarından çok uzak yaşayan liderler! Sistem karşıtı siyasî hareketler, son on yılda Avrupa'nın birçok ülkesi ve Amerika Birleşik Devletlerinde göz ardı edilemez bir yükselişe geçti. Bugün birçok kalkınmakta olan ülkede ve hatta gelişmiş demokrasilerde popülist bir parti iktidara geldi.

   21. yüzyılda demokrasinin iki ayağı, “sandık” ve “kuvvetler ayrılığı” kavramları çatışmaya sürükleniyor. Denetim ve dengeyi sağlayacak kuvvetler ayrılığı olmadan demokrasiden bahsetmek mümkün mü? Demokrasi genel seçimlerin mihenk taşı değil mi?

   Kara senaryolar peşinde koşmak demokrasiye de ekonomik gelişmeye ancak tehdit oluşturur. Dünya siyasi hareket içinde yer alan “Hükümet üzerindeki demokratik denetimleri ve dengeleri kaldırmak için AYM’yi ele geçirmek” hedefli bu oyunun içinde yer alan popülist akım liderlerinin siyasi geleceği yoktur.

  Yarattıkları etkinin büyüklüğüne nazaran popülist partilerin neden güçlendiklerinin ve nasıl bir strateji benimsediklerinin kamuoyunda yeterince anlaşıldığını sanmıyorum. Popülizmin insanlığa ağır faturaları olabileceği endişesiyle, halk yorgun ve talihsiz bir iklim havası içindeyken, bütün bu gidişat kimin umurunda?

   Popülizmin bugünkü içeriğini oluşturan temsilcilerinden Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa, Sırbistan, Norveç, Letonya, Finlandiya ve Danimarka’da aşırı sağ partiler yükselişte. ABD’de Trump, Hollanda’da Wilders, Polonya’da Andrzej Duda, Macaristan’da Fidesz ile Avrupa’nın yükselen aşırı sağ haritasındaki otoriter popülist politikaların dünyanın başına ne gibi sıkıntılar açacağını tahmin ediyorum!

   Hep birlikte yaşayıp, göreceğiz. Wilders kaybetti.

   Fransa halkı Emmanuel Macron'u seçerek  Marine Le Pen’e dersini vermiş gibi görünse de izlenen ideolojik temeller bütününde popülizm ve paternalizm ilişkisi var.

   Kısaca “Paternalizm!” bir kültürel liderlik paradoksudur! Paternalist lider astına bir ebeveynin çocuğuna gösterdiği ilgiye benzer bir yaklaşım sergiler.

   Paternalist özellikler daha çok feodal ve patriarkal düzene sahip aile ve devlet yapılarında görülmektedir. Devlet(!), Lider(!) babacan ve pederşahi gibi nitelikler gösterir. Paternalizm erkek egemen terimlerle tarif edilir. Hangi liderler, nerelerden kopya çekiyor görün işte!

   Popülizm ve popülist söylemler özellikle AK Parti iktidarıyla beraber yaygınlaştı. Özellikle referandum sürecinde ise zirveye ulaştı. Ciddi konuları tartışamaz hale geldik. Anlamsız tartışmalar ve ekranlarda aynı isimlerle hala vakit geçirip duruyoruz. Etkisiz ve tepkisiz korkuya hapsedilmiş kitleler yaratıldı. Ekonomik kriz ve kutuplaşma altında sıkışan toplumun sıkıntılarını sürekli siyaset malzemesi yapıyorlar.

   Popülistler, devleti kendi çıkarları için ele geçirir. Yetkilerin ayrılması ve karşılıklı denetim sistemini zayıflatır ya da tamamen ortadan kaldırarak, kitlesel kayırma ve himayecilik politikası güderler. Sivil toplum ve medyadaki tüm muhalefeti kamuoyunun gözünden düşürmeye çalışırlar.  Bunu yaparken de, kendilerini haklı çıkaracak kesin bir ahlaki ilkeye başvururlar. Halk demokrasiye ve kendi devletine sahip çıkmalıdır. Hayır yapmak ve diğer hizmetler, bu bütüne ait olmayanlara değil, tek gerçek halk kimse, ona verilmelidir.

   Medya ve sivil toplumdaki muhalif sesler, dış güçlerin megafonundan başka bir şey değildir, düşmanlarımızdır! Batılı ülkeler bizi kıskanan, güçlenmememizi istemeyen hasımlar olarak gösterilip, Türkiye’nin dış ilişkilerinde her geçen gün yalnızlaşmasına, savrulmasına neden olunuyor. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi “stratejik ilişkilerde küslük olmaz” düzeneğinde işler yürütülüyor!

   Dünya’ya küsmeyelim, diğer devletlerle düşman da olmayalım! İç işlerimizi, iç meselelerimizi düzeltip, kendimize yetmesini bilelim.İç politika kaygılarıyla dış politika gereksiz çıkış ve söylemlerle Türkiye dış ilişkilerinde yeni sorunlarla karşı karşıya getiriliyor.

   Genel olarak popülistlerin iktidara geldikten sonra takip edeceği politikaların içerikleri ve uzun vadede etkileri üstünde yoğunlaşmaya gidilemiyor. Çünkü popülizm popülist partileri farklı besliyor. Onları görünmez kılıyor. Siyasal, ideolojik ve örgütsel farklar arka plana atılıyor. Son 15 senede büyük seçim başarıları kazanmış popülist partiler arasında bile derin farklar var.

   Popülist söylemlerde tutarlık, ölçü aranmıyor. Halk ve halkın iradesi “evet” yüzde 50+1 oluyor. “Evet” demeyenler yok sayılıyor…

   “Halkın yarısını “var” sayıp, diğer yarısını “yok” saymak nasıl milli irade, halk iktidarı oluyor?” diye sorduğumda halk buna cevap veremiyor! Çünkü işine gelmiyor, sisteme takılıp gitmek yaşam ekonomisi açısından önceliği…

   “Hayır”cılar cephesinde ise dini motiflere yapılan vurgu dışında popülist söylemlere itibar edilmiyor. Ancak önemli olan “Ana muhalefet çalışmalarını akla hitap eden, gerçekçi bir zeminde yürütüyor mu?” sorusuna çözüm bulmak.

   Yürüttüğü politikalar ve halkın ihtiyaçlarına yönelik programlar, halkı tatmin ediyor mu? Halkı popülist iktidarın dar boğazından kurtarabilecek mi?

   CHP “halkçılık” ilkesini yeniden canlandırıp, günümüze göre geliştirebilecek mi? Köklerinden kopmuş eğri-büğrü popülizmi aslına döndürebilecek mi?

   Ekonomi, göçmenler, kültürel yozlaşma, suç oranları, küreselleşme gibi konulardaki rahatsızlıklar artıyor. Bu sorunları çarpıcı bir dille siyasetin gündemine taşıyan popülist liderlerin yükselişi hızlanıyor ve popülizmin oluşturduğu kütle, demokrasi üzerinde karanlık bir gölge oluşturuyor.

   Sözün özü; Popülizm ve popülist siyaset dünyayı güvensiz ve kaotik sonuçlara sürükler. Demokrasinin yerine başka bir model koymanın peşinde olmak gaflete düşmektir!

Yazı devam edecek…

 



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Eliz Sakuçoğlu attığını vurdu

Sosyal medya hesabından paylaştığı cesur karelerle kendisinden söz ettiren Eliz Sakuçoğlu, telefonundaki görüntüleri silerken bulduklarını takipçileriyle paylaştı. Modacı Beren Benan ile ...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Kuru öksürüğe dikkat

Uzmanlar akciğer içindeki hava keselerinin kalınlaşması ile kendisini gösteren ve bir akciğer hastalığı olan idiyopatik pulmoner fibrozise dikkat çekti. İstanbul'da gerçekleştirilen Akciğer Hastalıkları ve Yoğun Bakım Günleri Tanı ve Tedavide Son Gelişmeler Sempozyumu'nda konuşan uzmanlar...

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR