- Kılıçdaroğlu'ndan, Mansur Yavaş'ın çağrısına jet yanıt: Saat verdi, Genel Merkez'e çağırdı
- Başkan Pehlivan'dan Menemen'e doğalgaz müjdesi
- Bahçeli grup toplantısında konuştu, Özel'e çağrı yaptı: 'CHP'deki süreç idari iflasın vesikasıdır'
- Türkiye ve Kanada'dan tarihi imza: Serbest Ticaret Anlaşması için ilk adım atıldı
- Kitaptan Taşa, Taştan Göle: Ereğli Notları...
Uyku ilacı gibi bir film!
Filmin başında yapım aşamasında filme katkıda bulunan kuruluşların adları sıralanmış: Cannes Cine-Foundation, Rotterdam’dan Hubert Balls ve Cinemart, Busan, Sundance, Torino FilmLab, Göteburg. Evet, tüm bu kuruluşlar filme proje geliştirme döneminde katkıda bulunmuşlar.
Genç sinemacı kardeşlerime önemli bir uyarı: Eğer siz de projenizi bu kadar çok kuruluşa sunup destek alırsanız büyük festivallere katılma şansınız artar.
Sabah 09:00 gösterimindeyiz. Sekiz saat deliksiz uyumuşum ve kalkıp sinemaya gelmişim. Saat 09:40’ta uykum geliyor. Yani anlayacağınız uyku ilacı gibi bir film var karşımızda. Hayvanat Bahçesinden Posta Kartları, bir hayvanat bahçesi belgeseline benziyor.
Bir zürafa var, ki filmin önemli karakterlerinden biri, sonra bir suaygırı ve yavrusu, bir kaplan yavrusu, filler. Zürafanın hayvanat bahçesinde yalnız yaşadığını öğreniyoruz, eşi yokmuş. Ana karakterimiz babası tarafından hayvanat bahçesine bırakılmış ve burada büyümüş bir genç kız.
Sonra ortaya sığır çobanı kılıklı bir adam çıkıyor, küçük sihirbazlıklar yapan, kiralık da olsa bir atı olan bir genç. Tam bir aşk başlayacak derken tekrar fillere dönüyoruz ve Asya fili ile Afrika fili arasındaki farkları öğreniyoruz. 15-20 dakikada bir çıkan ara yazılar bizi hayvanat bahçeleri, nesli tükenmekte olan türlerin korunması gibi konularda bilgilendiriyor.
Sonra kız yeni tanıdığı gençle beraber hayvanat bahçesinden dış dünyaya çıkıyor; mafya tarafından yönetilen bir kulüpte erkek müşterilere masaj yapmaya başlıyor. Arada canlı piton yılanının yanına bebeklerini oturtup fotoğraf çektiren tuhaf turistler görüyoruz. Kızımız sonra tekrar hayvanat bahçesine geri dönüyor, çok sevdiği zürafasını okşuyor.
Yanımda Alin Taşçıyan tırnaklarını yiyor, sinema yazarlığı da zor meslek. Ben bu filmden ne öğrendim? Zürafaların dilleri o kadar uzunmuş ki, dilleriyle kulaklarını temizleyebilirlermiş. Allahtan 96 dakika insan hayatında kısa bir süre. Film bitiyor ve biz kendimizi dışarı atıyoruz. Güneş açmış.
Bir çok kişinin övgüyle söz ettiği, Macar yapımı, Bence Fliegauf imzalı Just the Wind (Sadece Rüzgar) var sırada. Genel olarak (ve neredeyse her yıl olduğu gibi) zayıf filmlerin yer aldığı Yarışma Bölümünde, festivalin sonlarına doğru gösterilen bu filme büyük umutlarla gittim. Macaristan’da 2008-2009 yıllarında Roman’lara karşı bir dizi saldırı düzenlenmiş.
Toplam beş kişinin yaralandığı, altı kişinin de hayatını kaybettiği bu saldırılarla ilgili soruşturma ve mahkemeler halen sürmekteymiş. Filmin başında çıkan yazıda bu bilgi bize veriliyor ve filmin bu konudan yola çıkılarak çekilmesine karşın bir belgesel olmadığı belirtiliyor.
Bir ailenin yavaş yavaş uyanmasıyla başlıyor film. Anne bakıma muhtaç durumdaki dedeyi besliyor, giyinip işe gidiyor. Ailenin lise çağındaki kızı da okula giderken kendinden küçük erkek kardeşini uyandırmaya çalışıyor ama çocuğun okula gitmeye niyeti yok.
Yönetmen filmin başında izleyiciye aktardığı bilgilere de dayanarak karakterleri yakın planlarla takip ediyor ve filme tuhaf bir gerilim katmayı başarıyor. İlk 30 dakika böyle geçiyor, daha sonra cinayetlerin işlendiği evlerden birine gelen iki polisin birbirleriyle konuşmalarından insanların nasıl öldürüldüğünü anlıyoruz. Polisler hem olaya kayıtsızlar hem de hiç önemsemiyorlar.
Roman çocukların çok şanssız olduklarından söz ediyorlar, “çünkü büyüyünce onlar da erişkin Roman’lara dönüşüyorlar ve her şey için çok geç oluyor.” Ailenin genç kızı Skype ile Kanada’daki babasını arıyor ve olanları anlatıyor.
Baba bir-iki ay içinde tüm aileyi Kanada’ya aldıracağını söyleyip, “dayanın, bekleyin, birbirinize destek olun” diyor. Annenin iş ortamı da çok kötü, patronu geç kalan kadını “herkesin yeri doldurulabilir” diye tehdit ediyor. Kadının yanıtı da çok ilginç: “Doğru, sadece sizin yeriniz doldurulamaz”.
Tüm film boyunca Roman’lara kimin, neden saldırdığını öğrenemiyoruz. Hiçbir şey söylemeden çok şey anlatan filmler vardır ya, Sadece Rüzgar işte böyle bir film. Sürekli bir gerginlik hüküm sürüyor. Filmin minimalist müziği de bu gerginliği destekliyor, ama tüm film boyunca hiçbir şey olmuyor.
Sabah ailenin uyanmasıyla başlayan film güneş battıktan sonra anne ve çocukların yatağa girmesiyle sona erecekmiş gibi görünüyor. Dışarıdan bir ses geldiğinde anne çocuklarını “sadece rüzgar” diye sakinleştirmeye çalışıyor. Sonra…
Sadece Rüzgar, önemli bir film, Altın Ayı Ödülünü alsa sevinirim.
Özellikle son aylarda Almanya’da tam bir skandal olarak patlayan Neonazi cinayetlerinden sonra Alman izleyicilerin bu filme nasıl tepki vereceklerini de doğrusu çok merak ediyorum.
Yorum Ekle
Diğer Haberler
Kitaptan Taşa, Taştan Göle: Ereğli Notları...
Ereğli’ye bu kez kitapların çağrısıyla gittim. Konya’nın Ereğli ilçesinde düzenlenen Ereğli Kitap Günleri, Ereğli Sümerbank yerleşkesinde, Oğuz Ata Sosyal Tesisleri’nde kapılarını açmış; ...
Edirne Bienali ‘Köprüler’ ana temasıyla sanatseverlerle buluşuyor
28 Haziran’a kadar devam edecek olan Edirne Bienali 23 ülkeden 218 sanatçıyı Edirne’nin 20’yi aşkın tarihi ve kamusal mekânda bir araya getiriyor. 23 ülkeden 218 sanatçıyı Edirne’nin 20’y...
54. İstanbul Müzik Festivali, 11 Haziran başlıyor
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 54. İstanbul Müzik Festivali, 11 Haziran 20.00’ da dai...
29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali sona erdi
Uçan Süpürge Vakfı'nın düzenlediği 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, Kült Kavaklıdere Sineması'nda gerçekleşen törenle sona erdi. FIPRESCI Ödülü’nü Yo, Aşk Asi Bir K...
Diktatörlük karşıtı aydın, Brezilyalı yönetmen Lúcia Murat, Ankara’daydı
Ankara Brezilya Konsolosluğu’nun katkılarıyla Lúcia Murat 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'ne üç filmiyle geldi. Bu aralar Ankara semalarında beklenmedik bir duygusa...
Festivalin 4. gününde sinemada eril tahakküme karşı kadın emeği
29.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, dördüncü gününü geride bırakırken sinemanın yalnızca bir sanat dalı değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı, direnişi ve dayanışmayı ...
Nafi Atuf Kansu Eğitbilim Araştırmaları Ödülü'ne katılım süresi uzatıldı
Adayların 3 farklı kategoride yarışabilmesine olanak tanıyan Nafi Atuf Kansu Eğitbilim Araştırmaları Ödülü'ne katılım süresi 15 Temmuz 2026'ya kadar uzatıldı. Eğitim bilimleri alanında ya...
Christian Petzold’un yönettiği psikolojik dram ‘Aynalar No.3’ gösterime girdi
Christian Petzold’un yeni filmi “Aynalar No.3”, görünmeyen ölüm, yas ve kimlik arayışı temalarını rüyayla gerçeklik arasında gidip gelen minimalist bir anlatımla ele alıyor. Film, parçala...
Albet Sezonu ‘Bir Düğün Günü’ İle Taçlandırdı
Aliağa Belediyesi’nin kültür ve sanat alanındaki öncü oluşumlarından Aliağa Belediye Tiyatrosu (ALBET), Aliağa Belediyesi Sanatevi (ASEV) yıl sonu etkinlikleri kapsamında sahnelediği “Bir...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Ece Erken’den 'hapis ve ceza' haberlerine sert yanıt
Sunucu Ece Erken, eşi merhum Şafak Mahmutyazıcıoğlu ile evlenmeden önce yaşanan "dikiz aynası kırma" davasında hakkında çıkan "kesinleşmiş ceza" haberlerine avukatı aracılığıyla yanıt ver...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Sınav sabahı yapılacak bu hata dikkati sıfırlıyor!
Milyonlarca öğrencinin geleceğini şekillendirecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav öncesi, uzmanlardan kritik beslenme uyarıları geldi. SBÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevra Koç, sınav sabahı yapılacak dengeli bir kahvaltının dikkat ve odaklanma üzerindeki doğrudan etkilerini açıklayarak, aileleri enerji içecekleri ve ani diyet değişiklikleri gibi gizli tehlikelere karşı uyardı.






Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.