Yukarı
422916

Yaşlanmayı frenleyen süper güç

12 Mart 2025 09:45

‘Glutatyon’un yaşlanma hızını yavaşlatan çok önemli bir antioksidan olduğuna dikkat çeken Harika Özkaya ‘‘Vücudunuzda ne kadar fazla glutatyon varsa, hücreleriniz ve hücrelerinizin enerji kaynağı mitokondrileriniz o kadar sağlıklı olur’’ dedi.

Glutatyon en güçlü antioksidanlardan biri ve yaşlanma hızını yavaşlatmada önemli bir role sahip. Bu nedenle beslenmemize özen göstermemiz gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, vücutta glutatyon seviyelerini artırma yollarını şöyle açıkladı:

SAĞLIĞI HER AÇIDAN DESTEKLER

Glutatyon, üç amino asitten (glutamat, sistein ve glisin) oluşan bir tripeptid olup, vücutta doğal olarak karaciğerde üretilir. 

Glutatyonu oluşturan bu aminoasitler, vücudumuzun ihtiyaç duyduğunda kendi kendine üretebildiği amino asitlerdir. 

Güçlü bir antioksidan olan glutatyon, hücreleri korur. Bağışıklığı güçlendirir. Karaciğerdeki detoks süreçlerine yardım ederek vücudu ağır metallerden ve toksinlerden arındırır. Kanser riskini azaltır. Kas gücünü artırır. Tüm bu etkileriyle vücut sağlığını korurken, yaşlanmayı da frenler.

SADECE CİLDİ DEĞİL VÜCUDU TEPEDEN TIRNAĞA YENİLER

Glutatyon, son yıllarda yaşlanma sürecine karşı etkili bir çözüm olarak dikkat çekmektedir. 
Yaşlanmanın etkileri yalnızca ciltte değil, tırnaklardan saçlara kadar vücudun birçok alanında gerçekleşir. 

Serbest radikal (hücreleri hızla paslandırıp, yaşlandıran kötü moleküller) birikimi, bu süreci hızlandıran en önemli faktörlerden biridir. 

Glutatyon, serbest radikallerle mücadele ederek yaşlanmayı yavaşlatmaya yardımcı olur. Eğer vücutta biriken serbest radikaller atılmazsa, kırışıklıklar, kırık tırnaklar ve dökülen saçlar gibi sorunlar kaçınılmaz hale gelir. 

Zarar gören hücreleri de onarır 

Glutatyon, hem zarar görmüş hücrelerin onarılmasını sağlar hem de mitokondriyal etkiyle yeni ve genç hücrelerin üretimine katkıda bulunur. Hücrelerin yaşlanması, yalnızca estetik açıdan değil, bedensel sağlık açısından da ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, vücut sağlığını korumak adına atılacak adımlar büyük önem taşır.

Yapılan çalışmalarda 80’li yaşlarına ve sonrasına kadar sağlıklı bir şekilde yaşayan kişilerin glutatyon düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. 

Düşük glutatyon seviyeleri, hücre ölümünü (apoptozu) tetikleyici sinyaller gönderir. Glutatyonun hücresel ve mitokondriyal fonksiyonlardaki kritik rolü göz önünde bulundurulduğunda, sağlık ve uzun ömür açısından sağladığı faydalar son derece büyüktür.

Özetle, vücudunuzda ne kadar fazla glutatyon varsa, hücreleriniz ve hücrelerin enerji kaynağı mitokondrileriniz o kadar sağlıklı olur. Glutatyon seviyesi ne kadar düşükse, hücresel bozulma, hastalık riski ve hücresel ölüm olasılığı da o kadar artar.

VÜCUTTAKİ GLUTATYON SEVİYESİ NASIL ARTTIRILIR

Sağlıklı bir yaşam için Glutatyon çok önemlidir. Vücut kendi glutatyonunun bir kısmını üretse de, yaşlanma, kötü beslenme, sigara, hava kirliliği, stres, enfeksiyonlar ve radyasyon, glutatyonun vücuttaki oranını azaltmaktadır. 

Bu yüzden günlük besinlerden aldığımız oran çok önemlidir. Glutatyon seviyemizi artmasını sağlayan besinler şunlardır:

- Brokoli - Brüksel lahanası
- Lahana - Karalahana
- Karnabahar - Avokado
- Şeftali - Karpuz
- Tarçın - Kakule
- Zerdeçal - Domates
- Bezelye - Sarımsak
- Soğan - Kırmızı biber

BUNLARI DA YAPIN

Vücutta glutatyonu artırmanın diğer yollarını da şöyle sırayabiliriz:

- Ev yapımı veya antibiyotik içermeyen sütlerden yapıldığına emin olduğunuz peynirlerin suyunu tüketin. Bu büyük bir sistein kaynağıdır ve glutatyon sentezi için önemlidir. 
- Egzersiz, glutatyon düzeyinizi artırır ve böylece bağışıklık sistemini güçlendirir. 
- Alfa lipoik asit ve N-asetil sistein glutatyon seviyesinin artmasında önemli rol oynar.
Kırmızı et ve sakatat alfa lipoik olarak zengin besinler arasındadır. Yumurta, süt, beyaz ve kırmızı et de N-asetil sistein üretimini destekler.
- Folat, vitamin B6 ve B12 düzenli bir şekilde alınmalıdır.
- Selenyum güçlü bir anti-oksidan olarak bilinir. Besinlerden alınmalıdır.
- C ve E vitamini de glutatyonun geri dönüşümüne yardımcı olur ve hastalıkları engeller.
- İyi bir uyku da glutatyon düzeylerini artırır.

TAKVİYE OLARAK ALINABİLİR Mİ?

Glutatyon takviyeleri oral yolla, enjeksiyon ya da intravenöz (IV) infüzyon şeklinde alınabilir. En etkili yöntem genellikle IV tedavisidir, çünkü vücuda doğrudan ve hızlı bir şekilde glutatyon sağlar. Araştırmalar insülin duyarlılığını iyileştiren glutatyon desteklerinin diyabet yönetimine yardımcı olabileceğini göstermektedir. 

Ancak glutatyon takviyesi, herkes için gerekli veya uygun değildir. Kişisel ihtiyaçlara göre doktor tavsiyesiyle alınması gerekir.

NEDEN AZALIR?

Kötü beslenme, enfeksiyonlar ve sürekli stres gibi faktörler, vücuttaki glutatyon seviyelerinin azalmasına yol açabilir. Yaşla birlikte glutatyon seviyelerinde doğal bir azalma gözlemlenir.

Ayrıca araştırmalar birçok kronik hastalığın glutatyon seviyelerindeki azalmayla ilişkili olduğunu bulmuştur. Bu hastalıklar şunlardır:

- Alzheimer - Kanser
- Kronik karaciğer hastalığı - Kistik fibrozis
- Diyabet - Hipertansiyon - HIV, AIDS
- Lupus - Hem kadında hem erkekte infertilite (kısırlık) - Parkinson 

Sonuç olarak, glutatyon, vücudun doğal savunma mekanizmalarının önemli bir parçası olup, sağlıklı bir yaşam için bu seviyelerin korunması büyük önem taşır. Sözcü



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

Her 6 kişiden biri 'sessiz katil' ile yaşıyor!

Dünyanın, bilimsel literatürde ‘Yalnızlık Salgını’ (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya olduğunu belirten Doç. Dr. Berke Kırıkka...

İdeal uyku süresi belli oldu

Araştırmaya göre, gecede yaklaşık 7 saat 18 dakika uyumak, özellikle bazı önemli sağlık risklerinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Bilim insanları bu sürenin, vücudun metabolik dengesin...


Kışın yavaşlayan metabolizmayı uyandırma zamanı

Mevsim geçişlerinde yorgunluk, ödem ve halsizlik artabilir. Metabolizmanın mevsimsel adaptasyon sürecini destekleyen bahar detoksu; doğru beslenme, su tüketimi ve yaşam tarzı düzenlemeler...

Obezite ve Kilo Artışı Hangi Riskleri Taşıyor?

Obezite, yalnızca “kilo fazlalığı” olarak görülmemesi gereken, tüm vücudu etkileyen bir sağlık durumudur. Yağ dokusunun artması; kalp-damar sistemi, solunum sistemi ve sindirim sistemi üz...


Altı anneden birinde doğum sonrası depresyon görülüyor

Doğum sonrası depresyonun önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken İlknur Okay, belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi durumunda psikiyatriste başvurulması gerektiğini söyledi...

Toz, akciğer hastalıklarını tetikliyor!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aygül Güzel, günün büyük kısmını kapalı alanlarda geçiren çalışanların gözle görülmeyen sağlık riskleri ile karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Prof....


‘Ramazanda bağırsak tembelliğine karşı pideyi azaltın’

Ramazanda en sık karşılaşılan sorunlar olan kabızlık ve şişkinlikten korunmanın ilk kuralının iftar ve sahur arasında lifli gıda tüketimini maksimuma çıkarmak olduğunu belirten Gastroente...

Ramazan'da böbrek sağlığına dikkat

Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun, böbrek taşı şikayetlerinde artışa neden olabileceğini belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, “Yeterli sıvı tüketilmemesi idrarın koyulaşması...


'Hurma tüketiminde ölçüyü kaçırmayın'

Ramazan ayında iftar sofralarının vazgeçilmezi olan hurmanın doğru miktarda ve uygun şekilde tüketildiğinde sağlık açısından pek çok fayda sağlayabileceğini belirten Diyetisyen Çağlasu Al...

SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Mehmet Ali Erbil Boşanma Sonrası Sessizliğini Bozdu

Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil ile kendisinden 40 yaş küçük Gülseren Ceylan’ın kısa süren evliliği resmen sona erdi. Boşanmanın ardından ilk kez konuşan Erbil, dikkat çeken bir açıklamada b...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Her 6 kişiden biri 'sessiz katil' ile yaşıyor!

Dünyanın, bilimsel literatürde ‘Yalnızlık Salgını’ (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya olduğunu belirten Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, “Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik” dedi. Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu da, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu ifade etti.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR