- Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüştü
- 'Bursa İradesine Sahip Çıkıyor' mitingi... Özel: 'Bursa’daki hiçbir vicdan, bu alçaklığa sessiz kalmaz'
- Konak’ta ‘Özel’ açılış: Ferdi Zeyrek’in adı gençlerle buluştu
- Yüzlerce şubesi var... Türkiye'nin ünlü tatlıcısı iflas etti
- Özgür Özel'den kooperatif davası açıklaması: "Tepkilerden sonra bilirkişi görevi bıraktı"
Orta Sınıfların Tabut Hayatları
1980’li yıllarda Türkiye’de burjuvazinin ruhunu şekillendiren ev içi mobilyaları, kristal kül tablalarını, büfeleri, ancak misafirler gelince ortaya çıkan bardak takımlarını hatırlayanlar için Deniz Gül’ün Arter’de açılan ve 21 Ağustos’a kadar görülebilen sergisi ‘5 Kişilik Bufet’nin insanı geçmişe götüren bir yanı var.
Bir vitrin, gardrop, kasa, tabut ve odalaştırılmış bir kapıdan oluşan sergi, Arter’in üçüncü katına yayılmış; ‘sanat için alan’ bundan böyle yeni üretimleri desteklemek ve sanatçıların solo projelerini de hayata geçirmek amacıyla bu tür çalışmalara yer verecek.
‘5 Kişilik Bufet’nin yaratıcısı 1982 doğumlu Deniz Gül, İzmirli bir aileden geliyor (babasının yıllarca mobilyacılıkla uğraşması da, bu sergi çerçevesinde daha da ilginçleşiyor). Her şey Gül’ün Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran’a yaptığı bir yolculukla başlamış. 2009 Mayıs’ında Türkiye’ye döndüğünde aklında kalan ve anlamını bilmediği sözcükleri yazmaya başlayan Gül, alfabelerin, dillerin ve kültürlerin yapısı üzerine düşünmüş. Tanıdığı veya yabancısı olduğu söylemlerin bir araya geldiği bu sesleri bir metne çevirmiş, ilk başta ‘İsimsiz 1, 2, 3’ diye devam eden bu metinler en sonunda ‘3 perdelik bir şiirli piyes’ olan ‘5 Kişilik Bufet’ halini almış.
İnsanlar eşyaların içinde
Sergi alanından ücretsiz edinilebilecek kitap, ‘5 Kişilik Bufet’teki beş mobilyanın ve onlarla yaşayan üç kadınla iki erkeğin tarifiyle açılıyor. “Aslında imgesini görmediğimiz beş kişi var bu sergide; ‘5 Kişilik Bufet’de hiçbir insan yok ama bir insan hissini uyandıran mobilyalar var,” diyor. “Buradaki insanlar aslında eşyaların içinde, belki de anılarımızda yer alıyor.”Küratörlüğünü Emre Baykal’ın yaptığı sergiyi Deniz Gül ve Baykal’la birlikte geziyoruz. İlk mobilya olan kasa, diğer mobilyalar gibi gül kaplama. İçinde küçük lambalar ve birer ok gibi yerleştirilmiş iki örgü şişi bulunan kasayı bir erkek kemeri çevreliyor ve hatta delip geçiyor. “Kasa bir güç ve iktidar alanı” diyor Baykal.
Burada evdeki iki farklı iktidarı, erkek ve kadın egemenliğini temsil eden imgeler bir araya geliyor. Hücreleşmiş gardrobun dış yüzeyinde beyaz çamaşır lastikleri var. Kız çocuklarının üzerinden atladığı, 1980’li yılların masumiyetini anlatan beyaz lastikler, gardrobun içinde bizi üzerlerinden atlamaya davet ediyorlar. Gül burada iktidar, oyun ve ceza kavramlarını bir araya getirdiğini anlatıyor: “Lastik oynarken ‘yandığınız’ zaman ceza alırsınız, burada da oyunla cezanın ne kadar içiçe olduğunu göstermeyi istedim.”
Sergiye adını veren ana mobilya olan vitrinin işlevi değiştirilmiş, evlerin girişlerinde görmeye alışık olduğumuz bir portmanto, vitrinin içine yerleştirilmiş. “Vitrin, kişisel bir güç alanı, güç gösterdiğimiz bir alan. İçi tamamen boşalmış.” Ham, işlenmemiş bir kürkün ölü bir hayvan gibi asıldığı vitrinin içinde bir de rugan ayakkabı var; kendilerini değil, mobilyalarını gördüğümüz beş kişinin mensubu oldukları sınıfa işaret eden simgeler bunlar.
Hem arya hem sela
Hemen yanında, bir kabin haline getirilmiş bir kapı duruyor. Müzik dükkânlarındaki CD dinleme kabinlerini akla getiren mobilya-alanın içine girdiğimizde ise iki radyo düğmesiyle karşılaşıyoruz. Birinden Cemal Reşit Rey’in Urfalım adlı anonim türküyü yeniden yorumladığı bestesini, ötekinden bir sela sesini dinliyoruz. Baykal, bu mobilyanın modernleşmenin müzikteki karşılığı olan aryalaşmayla anlaşılmaz hale gelen sesleri ve çok sık duyduğumuz bir ses olan selayı bir araya getirdiğini anlatıyor. Gül ise insanın bir odanın içine girip dışarıdan gelen sela sesini duyma deneyimini hatırladığını söylüyor. “Ayrıca kendini içeri kapatıp dışarıdan gelen sesleri dinlemeyi istememek gibi bir hissi de barındırıyor. Bütün bu mobilyaların biraz sığınmacı, odalaşmış bir durumları var. Bu anlamda kapılı dolap bunu en çok vurgulayan mobilya.”
Kültürel ölüm
Sergideki son mobilya, dimdik duran bir tabut. “Bütün mobilyaların hem içlerinde hem de dışlarındaki müdahalelerde onları bir mobilyadan çıkarıp örneğin bir hücreye dönüştürmeye veya kapıyı kucaklamak gibi dokunuşlarla onları kişiselleştirmeye gittim. Tabut çok kişisel ve yalnızca insan bedeni için varolan bir obje. Bütün mobilyaların bedenleşmeleri ve bedenin yerleşeceği alanı yaratmaları anlamında tabut çok sembolik. Televizyonu açtığımız anda evin içine dolan şiddet, ölüm gibi büyük iktidar alanları var bu tabutta.” Tabutun dışarıyı görebileceğiniz bir penceresi de bulunuyor, içine girdiğinizde kendinizi bir trendeymiş gibi hissedebilirsiniz.
Ancak dışarıdaki sesler uzaklaştığında ve kendi nefes sesinizi duymaya başladığınızda, turistik bir yolculuk yapan birinden çok bir ölümü, sınıfsal veya kültürel bir ölümü deneyimlediğinizi duyumsuyorsunuz. Deniz Gül’ün ‘5 Kişilik Bufet’ başlıklı sergisi 21 Ağustos’a kadar Arter’in 3. katında görülebilir.
PROJENİN HÜZÜNLÜ BİR YANI VAR
Bir yolcu salonuna benzeyen, farklı açılarda durmuş beş sandalye ve içine girilemeyen ancak buzlu bir camın ardından içerideki televizyon görüntüsünü hayal meyal görebildiğimiz bir ‘televizyon odası’ da var sergide. “Sesini duymadığımız bir televizyon yayını bu. Kapıları kapalı odalardan dışarıya sızan ışığı hatırlatabilir bir çoğumuza.” Gül’e IKEA usulü mobilyalar çağında serginin nostaljik bir yanı olup olmadığını soruyoruz. “Projenin hüzünlü bir yanı var, evet. Artık evlerde ne bu tarz mobilyalar ne de bu buzlu camları, kristal kül tablalarını görebiliyoruz.”
Yine de ‘5 Kişilik Bufet’nin nostaljik bir iş olmaktan çok bir dönem tespiti yaptığını söylüyor. Serginin en büyük parçası olan ve üzerinde içi kaynayan sütle dolu bir tepsi bulunan masayla ilgili yorumları ise içeri girer girmez duyulan süt kokusunu da açıklıyor: “Süt kaynadıkça kirlenen ve beyazlığını yittiren bir şey. Homojenliğini kaybeden, çözülen bir şey. Sergi boyunca, sabah temiz bir şekilde kaynamaya başlayacak ve akşam olduğunda kirlenecek, parça parça olacak.”
Yorum Ekle
Diğer Haberler
SİYAD, Toprak Işık'a verdiği ödülü geri çekti
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), 2010 yılından bu yana yönetmen Ahmet Uluçay’ın anısını yaşatmak amacıyla verdiği “Ahmet Uluçay Umut Ödülü”ne ilişkin dikkat çeken bir karar aldı. Dernek,...
Bedri Baykam’ın yeni sergisi ziyarete açıldı: Kitap gibi sergi
Pablo Picasso’nun 1907 tarihli başyapıtı “Les Demoiselles d’Avignon”, gazetemizin yazarı Bedri Baykam’ın bakışı ve fırça darbeleriyle yeniden şekilleniyor. Baykam’ın ilk gösterimi Mayıs 2...
'Türkiye’nin zenginlikleri fotoğraflandı'
Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin (TFMD) uluslararası sergilerle dünyaya ve Kültür Yolları Festivalleri’yle kent meydanlarına taşıdığı Türkiye Güzellikleri Fotoğraf Ödülleri açıklandı....
23. Ankara Kitap Fuarı kapılarını açıyor
Kitapseverlerin heyecanla beklediği 23. Ankara Kitap Fuarı, 3 Nisan 2026 Cuma günü ATO Congresium’da kapılarını açıyor. Kitapseverlerin heyecanla beklediği 23. Ankara Kitap Fuarı, 3 Nisan...
79. Cannes Film Festivali için geri sayım!
Dünya sinemasının en prestijli buluşma noktası olan Cannes Film Festivali, bu yıl 79’uncu kez kapılarını açmaya hazırlanıyor. Sinema tutkunlarının heyecanla beklediği 79. Cannes Film Fest...
Gökyüzünden Bakmak, Yeri Susturmak
VEKAM’da açılan Kuşbakışı Filistin, Filistin’in yalnızca tarihini değil, ona yöneltilen bakışın tarihini de görünür kılıyor. Haritalar, hava fotoğrafları, arşiv belgeleri, mitler, törenle...
Oyuncu Ramazan Tetik hayatını kaybetti!
'Eşref Rüya' dizisinin oyuncularından Ramazan Tetik, aort yırtılması sonucu yaşamını yitirdi. 31 yaşındaki oyuncunun bugün İstanbul’da son yolculuğuna uğurlanacağı aktarıldı. Başrollerini...
'Satıcının Ölümü' sahnede: Willy’nin yolu...
Arthur Miller’ın “Satıcının Ölümü” adlı eseri güçlü oyuncu kadrosu ve yalın sahne tasarımıyla sahneye taşındı. Oyunun işlediği ekonomik ve toplumsal trajedi dikkat çekerken, yüksek bilet ...
Burdur'daki 2000 Yıllık Medusa Mozaiği Ziyarete Açıldı
Burdur'un Gölhisar ilçesindeki Kibyra Antik Kenti'nde yer alan ve dünyanın nadir antik eserleri arasında bulunan 2000 yıllık Medusa mozaiği kış aylarının bitmesinin ardından...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Doğukan Güngör'ün yeni adresi belli oldu
Kızılcık Şerbeti’nden ayrılan Doğukan Güngör’ün yeni projesi belli oldu; oyuncu, Kanal D’de yayınlanacak “Haysiyet” dizisiyle anlaştı. Kızılcık Şerbeti’nden ayrılmasıyla gündeme gelen Doğ...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
‘Çocuklarda iletişim sorunları otizmin ilk işareti olabilir’
Çocuklarda erken yaşlarda ortaya çıkan iletişim ve sosyal etkileşim sorunlarının otizmin ilk belirtileri arasında yer alabileceğini belirten uzmanlar, ailelerin çocuklarının gelişim sürecini dikkatle takip etmesi gerektiğini vurguluyor. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Umut Balatacı, özellikle erken çocukluk döneminde görülen bazı davranışsal farklılıkların erken tanı açısından önemli ipuçları verebileceğini söyledi.





Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.