Men Dakka Dukka!
27 Temmuz, 2026Kapıyı Çalanın Kapısı Çalınır...
"Men dakka dukka", Doğu bilgeliğinin ve evrensel adaletin en yalın, en sarsılmaz özetlerinden biri. Kelime anlamıyla "Kim çalarsa, onun da kapısı çalınır" demek olsa da, asırlardır fısıldadığı hakikat çok daha derin: Hayata ne verirsen, sana aynen geri döner.
Karmadır, ekilenin biçilmesidir, bumerang etkisidir... Adına ne dersek diyelim; zamanın, niyetin ve eylemlerin o şaşmaz terazisini anlatır. Üstelik sadece kötülüğün değil, bazen yapılan küçücük bir iyiliğin ya da gösterilen bir zarafetin de dönüp dolaşıp sahibini bulacağını hatırlatan umutlu bir tarafı da vardır.
Topluma yaşatılan haksızlıklar nedeniyle bu kadim sözün aklınıza geldiği oldu mu?
Yaşadığımız haksızlıkların arkasında, insanlık tarihi kadar eski, karmaşık ve birbiriyle iç içe geçmiş dinamikler yatar. "Men dakka dukka" terazisinin toplumsal boyutta neden bazen geç işlediğini ya da şaşırmış gibi göründüğünü anlamak için ne yapmalıyız?
Gücü ekonomik, siyasi ya da sosyal anlamda elinde bulunduran yapıların veya bireylerin, toplumun geri kalanıyla bağını koparması bu duruma en büyük etkendir. Güç, çoğu zaman sahiplerinde bir "dokunulmazlık" illüzyonu yaratır. Bu illüzyon, başkalarının acılarına ve haklarına karşı derin bir empati yoksunluğunu beraberinde getirir.
Toplumsal haksızlıklar genellikle "günü kurtarma" ya da "gücü koruma" güdüsüyle yapılır. Uzun vadeli toplumsal huzur ve adalet yerine; anlık kazançlar, rantiye ilişkileri ve bencilce kurgulanmış çıkarlar sistemleştiğinde, haksızlık bir kural ihlali olmaktan çıkıp sistemin bizzat kendisi haline gelir.
Oysa ki Adalet mekanizması, toplumun omurgasıdır. Eğer kurallar ve yasalar herkese eşit mesafede durmak yerine, güce göre eğilip bükülmeye başlarsa toplumsal vicdanı yaralanır. "Nasıl olsa bir karşılığı olmayacak" algısı, haksızlığı yapanları daha da cesaretlendirir.
Haksızlıkların süreklilik kazanmasının bir nedeni de toplumların yaşananları çabuk unutması ya da bir süre sonra "düzen böyle" diyerek kanıksamasıdır. Ses çıkarılmayan, hafızada tutulmayan her haksızlık, bir sonrakine zemin hazırlar. Bencilce atılan her adım, yıllarca toplumsal dokuda derin yaralar açar. Tıpkı bugünlerimiz gibi... Ancak tarih bize göstermiştir ki, toplumsal vicdan ne kadar baskılanırsa baskılansın, adalet er ya da geç kendi dengesini bulur. Umut etmeye devam edelim... Çalınan o kapı, bir gün mutlaka sahibine döner.
Sizce bu döngüyü kırmanın, yani o "kapının çalınmasını" beklemeden haksızlığı kökünden engellemenin en etkili yolu nedir?
Önce sorunu doğru tespit etmek gerekiyor. Güç zehirlenmesi doğru cümledir. Gerçekten de meselenin tam kalbi burası: Güç zehirlenmesidir.
Bu sadece psikolojik bir durum değil, sosyolojik ve tarihsel bir yasadır. İngiliz tarihçi Lord Acton’ın o çok bilinen ve zamansız doğruluğunu koruyan bir sözü vardır: "Güç yozlaştırır; mutlak güç ise mutlaka yozlaştırır."
Güç zehirlenmesi yaşayan yapılar ve kişiler, kendilerini tarihin, hukukun ve toplumsal kuralların üzerinde görmeye başlarlar. Etraflarındaki liyakatli ve eleştirel sesleri uzaklaştırıp, sadece duymak istediklerini söyleyen bir "yankı odası" kurarlar. İşte o andan itibaren gerçeklikle bağ kopar, adalet duygusu tamamen yitirilir.
Fakat bu zehirlenmenin en trajik (ve kaçınılmaz) tarafı, o gücün sonsuza kadar süreceği illüzyonudur. "Men dakka dukka" tam da bu aşamada devreye girer. Hukuku ve adaleti yok edenler, aslında kendi geleceklerini koruyacak yegane güvenceyi de yok etmiş olurlar. O zehir, en nihayetinde bizzat o gücü elinde tutan bünyeyi tüketir.
Bu kırılma anlarında, toplumun ve sivil inisiyatiflerin liyakati, adaleti ve ortak aklı bıkmadan, ısrarla savunması bu yüzden hayati önem taşır. Çürümeye karşı en büyük panzehir, örgütlü bir toplumsal hafıza ve adalet iradesidir. Yapmamız gereken de budur. BİRLİK OLMAK; BİZ OLMAK!
Men dakka dukka bir dilek gibi aslında kime kötülük yapıyorsa o da yaşasın demek olsa da çok derin bir tespit. "Men dakka dukka" sadece geçmişe dönük bir durum tespiti değil, aynı zamanda mazlumun ve haksızlığa uğrayanın zamana bıraktığı sessiz bir çığlık, sarsılmaz bir niyet ve adalet dileğidir.
Eli kolu bağlı, gücü yetmeyen ya da hakkını alamayan insanlar, bu sözü söyleyerek aslında evrensel adalete dilekçe verirler: "Benim gücüm yetmedi ama bu terazi şaşmaz; dilerim yaşattığını yaşamadan gitmezsin."
Hepimiz için dilerim ki MEN DAKKA DUKKA!
Yorum Ekle
Yazarın diğer yazıları
- Men Dakka Dukka!
- Kelime İşçiliğinin Ötesindeki Entelektüel Kalkan: EDİTÖRLÜK!
- Şeytana Satılan Ruhlar!
- TÜLOV Vakfı TSM Korosu 25 Yıldır Sahnede!
- Karabasan!
- Trabzon’da Edebiyat Rüzgârı: "Bir Deha Muharrir" Sabahattin Ali
- "Bir Deha Muharrir Sabahattin Ali" Trabzon'da
- Kendimizi iyileştiremiyoruz!
- 8 Mart Kadın Emeğinin Mirasıdır!
- DUA!
- Tüm Yazıları
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Ezgi Mola Alaçatı'daki yeni mesleğini duyurdu
Son olarak Başka Bir Gün dizisinde başrolde yer alan Ezgi Mola, oyunculuk çalışmalarına kısa bir mola vererek yeni bir girişime imza attı. Yaz sezonunu Alaçatı'da geçiren ünlü oyuncu, yen...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Uzmanından polen ve arı alerjisine karşı 'aşı' önerisi
Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan alerjen immünoterapisi (alerji aşısı) tedavisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu belirtip, çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.






Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.