Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Laiklik Barış ve Yaşam İlkesidir!

05 Ağustos, 2017

Olmazsa olmazımızdır!

Herkesin DİN konusu özel yaşam alanında kalmalıdır!

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimleriyle, Türkiye Cumhuriyetinin “LAİK NİTELİĞİNİ” yeteri kadar yaşamımızda içselleştirip içselleştiremediğimizi  "noluyoruz yaaa diyerek" izlediğim videoda Atatürk Havalimanı (AHL) dış hatlar gidiş terminali anons sisteminden yükselen kuran-ı kerim sesleriyle daha da iyi anlamış oldum!

Görüntülerde çocuklar dâhil herkes şaşkındı.

İşin üzücü yanı seviyesiz bir şov anlayışı içinde yapılanlara kimse ses çıkarmıyordu.

https://www.youtube.com/watch?v=Jgy9zsdrZgI linkten izleyebilirsiniz.

Hacca giden kafile için kuran okutulduğunu söyleyenler oldu!

Her neyse bu şekilde yapılan doğru değil…

"Ben olsaydım o esnada ne yapardım" diye düşündüm.

İzmir marşını sesimin en yüksek haliyle söylemeye başlarım.

İzmir Marşı söylediğim için tepki alır mıydım bilemiyorum ama bu ülkede

“Demokrasinin temel taşının laiklik ilkesi” olduğunu hatırlatırdım.

Bu gibi yeri olmayan uygunsuz görüntü ve davranışlarla sık sık karşılaşıyoruz.

Nedense Anayasanın LAİKLİK İLKESİ tahrip edilmeye çalışılıyor.

Çünkü müdahale eden yok!

Kimse çıkıp “burası yeri değil” demiyor/diyemiyor!..

Laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, aynı zamanda ve daha önemli olarak, halk egemenliğinin yani Cumhuriyetin meşruiyetinin kaynağı ve bu yetkinin kullanılmasını içeren hakkın kendisidir...

Toplumsal menfaatlerimiz söz konusu olunca nedense BİZ BİRLİK OLAMIYORUZ.

Ben rahatsız oluyorum ya siz?

Çünkü LAİKLİK İLKESİ diyoruz amma içini yaşamımızdaki yeri ve önemi bakımından eylem ve düşüncelerimizle dolduramadığımızı ve koruyamadığımızı fark ediyorum.

O zaman LAİKLİK neden var?

Anayasamızın “Lâik Devlet İlkesi” esaslarını yeniden hatırlamanın zamanı gelmiş!

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk diyor ki;

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Kurtuluş Savaşımızın verilmesi, Cumhuriyetimizin kuruluşu nasıl tarihsel, siyasal, ekonomik, diplomatik koşulların zorunlu bir sonucuysa, laiklik de bu sürecin kopmaz bir parçasıdır.

Anayasa'nın 24. Maddesinde "Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."

Anayasa ilgili değişim tuzağına dikkat etmeli!

Şu anki iktidarın yapmak istediği Laiklik ilkesini itibarsızlaştırmak ve yok etmektir.

Laiklik Anayasa’da tanımlanmıştır.

1921 anayasasından beri tüm anayasalarımızda yer verilen (1982 AY/m.6) ve laikliği bünyesinde barındıran en önemli kural, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir” kuralı olmuştur.

Egemenliğin halka verilmesi, laikliğin en önemli göstergesidir.

Egemenlik “devlet kudreti” demektir ki, bu, devlet yönetiminde kural koyma yetkisinin millette olduğunu ifade etmektedir.

İkincisi, Anayasa’nın 2. maddesinde “laiklik”, Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri arasında sayılmıştır.

Yine 2. maddede bir başka şey daha yapılmış; başlangıçta belirtilen “temel ilkelerin” de, Cumhuriyet’in değiştirilemez nitelikleri arasında olduğu belirtilmiştir.

Anayasa koyucu, laikliği sözcük olarak anmakla yetinmemiştir. Cumhuriyet’in temelinin laiklik olduğunu, başlangıç bölümü ile 24, 42, 58 ve 174. maddelerinde yer verdiği kurallarla ortaya koymuştur.

Anayasa’nın, başlangıç bölümü ile 24. maddesinde,

- Kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı,

- Devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin, yani toplumsal ve kamusal alanın kısmen de olsa din kurallarıyla düzenlenemeyeceği,

- Dinin, din duygularının ve dince kutsal sayılan değerlerin, siyasal ve bireysel çıkar sağlamak için kullanılamayacağı,

- İbadet, dini ayin ve törenlerin laik Cumhuriyeti korumak amacıyla sınırlandırılabileceği, belirtilmiştir.

Ayrıca, Anayasa’nın,

- 42 maddesinde, eğitim ve öğretimin “Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda” ve “çağdaş bilim ve eğitim esaslarına” göre yapılacağı,

- 58. maddesinde, gençlerin “Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda” ve “pozitif ilmin ışığında” yetiştirileceği,

- 136. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laiklik ilkesi doğrultusunda görev yapacağı, kurala bağlanmış,

- 174. maddesinde de, “Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini sağlama amacı güden” Devrim Yasaları, anayasal koruma altına alınmıştır.

Tüm bu kurallar bize ne demektedir?

1. Din, Devlet ve dünya işlerine etkili ve egemen olamayacak, demektir.

2. Din, bireylerin manevi yaşamlarının inanç bölümünde, yani din bireyle Tanrı arasındaki kutsal yerinde kalmalı, demektir.

3. Dinin, bireylerin manevi yaşamını aşarak toplumsal ve kamusal yaşamı etkilemesine izin verilemez, demektir.

4. Devlet, dinin toplumsal ve kamusal alanı etkilemesini önlemek için gerekli düzenlemeleri yapmak zorundadır, demektir.

Anayasal kuralların yukarıdaki anlama geldiği, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 1971 yılından beri verdiği kararlarında onlarca kez yinelenmiştir.

AYM’ne göre, özetle; İslam dininin, bireylerin manevi yaşamı yanında toplumsal ilişkileri, kamusal etkinlikleri, kısaca hukuk alanını da düzenlediği gözetilerek, ülkemizde laiklik, dinin devlet denetiminde bulundurulmasını zorunlu kılmış ve anayasal kurallar bunu sağlamıştır. (K.1971/76, K.1983/2, K.1986/26)

Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kurucu İradesi”nin kabul ettiği laikliği yok edilemez.

Toplumsal ve kamusal ilişkiler din kurallarıyla düzenlenemez.

O zaman Anayasa’da yukarıdaki kurallar varken;

• Tarikat ve cemaatlerin ortalıkta cirit atmasına, her geçen gün müritlerini çoğaltmasına, kıyafet devrimini ellerinin tersiyle iterek istedikleri gibi giyinip sarık, cüppe, çarşafla yaşamlarını sürdürmelerine göz yumulamaz.

• Kuran kursları aracılığıyla genç beyinleri koşullandırılmasına izin verilemez.

• Eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesinde devlet-tarikat/dinci vakıf ortaklığı kabul edilemez.

****

Kısaca Anayasal uygulama;

Din ve Devlet işlerinin Ayrılığı,

Devletin Resmî Bir Dini Olmaması,

Devlet Bütün Dinler Karşısında Tarafsız Olması,

Devletin Bütün Din Mensuplarına Eşit Davranması,

Din Kurumları ile Devlet Kurumları Birbirinden Ayrı Olması,

Hukuk Kuralları Din Kurallarına Uymak Zorunda Olmaması konusunda ana başlıklarla belirlenmiş olup, halkın sahiplenmesi ve içselleştirmesiyle de bu öz değerlerin korunması gerekmektedir.

****

Laiklikle hem fikir olmayanlar ve kendini rahat hissetmeyenler şeriata göre yaşayan ülkelere hakkım helal olsun(!) ki tez zamanda gidebilirler.

Cumhuriyetin kurucu iradesinin laikliği tercihi yurttaşlık hukukunun bir gereğidir. Hepimizin her alanda ortak bir ulus kimliği ile eşitlik temelinde birlikte yaşama iradesine sahip olmamız zorunludur.

Etnik ve mezhepsel farklılaşmanın yoğun olduğu ülkemizde laiklik, demokrasinin, birlikte yaşamanın, ortak bir geleceğimizin olmazsa olmaz koşuludur.

Aynı zamanda laiklik bu toplumun birlikte, eşit bir biçimde geleceğe yürümesinin temel dinamiğidir.

Bu ortak zeminimizi yok saymak, kaldırmaya çalışmak bizim toplumsal bütünlüğümüze, kardeşliğimize, din ve vicdan özgürlüğüne yönelik ağır bir darbedir. Laiklik sadece devletin sahiplendiği bir konu değildir.

Her düzeyde ve her kimlikte hepimiz laikliğe, cumhuriyete sahip çıkmalıyız ve yaşananlardan ders çıkarmalıyız.

Kurucu değerlerimiz üzerinden siyaset  yapmamalıyız.

Cumhuriyetin bütün ilke ve değerlerini çok sıkı bir biçimde sahiplenmek ve içselleştirmek geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacaktır.

Temel olarak LAİKLİK devlet ve toplum, dinsel kurumlar ve toplum, toplum ve birey arasında inşa edilmiş, sınırları özgürlükten yana çizilmiş bir barış ve yaşam ilkesidir. 



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle