Yukarı
12

Mehmet Atak

Cam filmi

12 Kasım, 2017

   Yoksulluk günden güne artıyormuş, benzin 6, mazot 5 TL olmuş, vergiler %50, maaşlar %6 artmış, ABD Türkleri ülkesine sokmuyormuş (sahi Sayın Binali Bey nasıl gitti? Malta pasaportu ile mi?), helal marketlerde (ne demekse!) Sırp kasabının kestiği etler 'helal et' diye satılıyormuş, imamlar artık nikah kıyıyormuş, tüm okullar imamcılık eğitimi veriyormuş, enflasyon ve işsizlik almış başını gitmiş kimin umurunda?

   Ahalinin bir tek derdi var: Cam filmi.

   Cam filmi denen şey, araçların camlarına sonradan yapıştırılan, araç içini göstermeyen, içerdekilerin asıl niyetlerini gizlemek için kullanılan ince bir tabaka.

   Bu bildiğimiz filmlere benzemiyor. Gelmiş geçmiş tüm filmlerin gişe rekorlarını kıran bu 'cam filmi' nasıl bir şey? Bir kere yönetmeni ve başrol oyuncuları bir-iki değil, milyonlarca! Ve aramızda yaşıyorlar. Hepsi cam filmleriyle kaplı ve biz içlerini görüp gerçek yüzlerini anlayamıyoruz. O kadar çok başrol oyuncusu ve senaryosu var ki, hangi birini anlatayım? Hepimiz bir cam filmiyle kaplamışız kendimizi:

   Güya namus için cinayet işleyen ama yoldan geçen komşu kızına göz koyanların cam filmi 'töre'dir.

   Tartısı hileli, verdiği meyvenin yarısı çürük çıkan ve ağzından küfür eksik olmayan mahalle esnafının cam filmi: 'Cuma namazına gitmektir'.

   İktidar borazancılığı yapmayıp özgürce haber veren, vatanını, milletini seven demokrat gazetecileri ve yazarları susturmanın cam filmi ise; 'fetöcü olma' suçlamasıdır.

   Maç boyunca toplam üç şut çekip, birinde kaleyi tutturabilmiş ve doğal olarak yenilmiş, transferde milyonlar harcamış takımın antrenörünün ve yöneticisinin cam filmi ise, 'Hakemi ve federasyonu suçlamak' olacaktır.

   Eğitimi bilimden, teknolojiden uzaklaştırıp teolojiye yaklaştırıp, soruları yani gençlerimizin geleceklerini çalmış olanların şimdiki cam filmleri ise; 'sınavları kaldırıyoruz' diyerek 30 sene önceki sisteme dönme çabalarıdır.

   Herkesin, hepimizin bir cam filmi var hayatta gerçekleri saklamak için çekmeğe çalıştığımız:

   Karısını aldatan kocanın, 'iş toplantısı'.

   Yemeği yakan kadının, 'beni hiç dışarı yemeğe götürmüyorsun'.

   Başarısız öğrencinin, 'hoca zaten bana taktı'.

   Cesareti olmayan ergenin, 'yüzüm sivilce dolu'.

   Boğazına kadar pisliğe batmış Belediye Başkanının, 'metal yorgunluğu'.

   Mücadeleyi bırakıp evine kapanmış demokratın, 'gönül kırıklığı'.

   Nasıl filmler ama? Eminim sizin de aklınıza, etrafınızda şahit olduğunuz bir sürü cam filmi örnekleri gelmiştir.

   Ama öyle bir film var ki çekilmek istenen, örneği yoktur ve sadece bize özeldir:

   'Ne mutlu Türk'üm' demeyi yasaklayan, 'Türkiye Cumhuriyeti, T.C.' ibarelerini banka tabelalarından bile söken, 'sap gibi ayakta mı duracağız' diyerek Milli Bayramlarda hastalanan, Atatürk anıtlarına çelenk koymamızı yasaklayıp, Anıtkabir'e gitmemizi polis zoruyla engellemeye çalışan, savcısı olduğu kumpas davalarıyla vatansever subayları zindana atıp yandaşlarını general yapan, o generallerin 15 Temmuz'u yaratmasına olanak sağlayan, kendisi daha iyisini becerebilmiş gibi Lozan'a laf atan, vatandaşların cenazelerini bile mezheplerine göre ayrıştıran, içkimize, sigaramıza, cinsel hayatımıza, çocuk doğurma sayısına ve yöntemine karışan, söylediğimiz marştan bile rahatsız olan, 'Atatürk' posteri açanları terörist ilan eden var ya, bugünlerde büyük bir çaba içersinde:

   İçerisi gözükmesin diye, bin odalı sarayın binlerce camını ATATÜRK filmi ile kaplamaya çalışmak.

   Anladık içerisi gözükmesin diye uğraşıyorsun, iyi güzel de ayakkabı kutularından gelen kokuları nasıl önleyeceksin?

   İZMİR, 12 Kasım 2017. 



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle